OSMANCIK GÜNDEM 
Hızlı, doğru ve tarafsız sadece haber...


Saat
Hava Durumu
Anlık
Yarın
1° -3°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.35965.3811
Euro6.07216.0965
Mahir ODABAŞI
SİVİL SAVUNMA
17 AGUSTOS DEPREMİ ve DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
14/08/2015
Önce köpekler uyandı. Uğultu yükseldi, yükseldi yeryüzü çatladı. 17 Ağustos 1999 Salı günü gece saat 03.02’de Marmara 4 Hiroşima şiddetinde 45 saniye sallandı. Dile kolay kocaman 45 saniye. 
 
Sanki 45 saat.. Doğdukları şehir yaşadıkları mekân betondan yorgan gibi üzerindeydi şimdi. Dışarıda ne 
 
yaşandığını bilmeden kâh çığlık atarak, kah taşa, toprağa vurarak seslerini duyurmaya çalıştılar. 
 
    Binlerce enkaz altında kalanlardan bir tanesi de 14 yaşındaki Bahar Gürbüz isimli masum kız 
 
çocuğu idi. Afetle beraber facianın boyutlarını görebilmek için,  sokağa fırlayan Gölcüklü amatör 
 
kameraman depremden 15 dakika sonra bu çocuğunun çığlıklarıyla karşılaşınca,  hemen kamerasını yere 
 
koyup gecenin karanlığın da tahta parçasıyla enkazdan delik açıp, bu kız çocuğunu kurtarmaya çalıştı. 
 
Bahar 4 yaşındaki kardeşiyle aynı odada yakalandı depreme. Annesinin ve diğer odada yatan 21 yaşındaki 
 
abisinin sesini duyamıyordu. Sadece babasının ‘yavrularım neredesiniz?’  diye iniltisini duyuyordu.
 
    Enkazın altındaki Bahar; durmadan çığlık atıyordu. Lambayı yak amca… Anne, baba 
 
neredesiniz… Lambayı yakın…‘ Amatör kameraman çaresizlik içerisinde çırpınıyordu. Hiç tanımadığı 
 
bir ailenin hayatı şimdi onun elindeydi. ‘Kızım her taraf berbat, yıkıldı… Kimse kimseye bakacak 
 
durumda değil. Ortalık kıyameti andırıyor… Ne yapayım güzelim, sabret. Sen yine  şanslısın bak  ben 
 
seni  kurtarmak için çalışıyorum..’ diye seslendi. Az sonra küçük bir kız çocuğunun başı görüldü. Hemen 
 
arkasından ablası çıktı ağlayarak. ‘Amca kardeşlerim öldü... ne oluyor amca… Amca annem orda...’
 
    İki bina üst üste çökmüştü. Bahar’ların evinin beşinci katındaki balkonun ampulü zemin katına 
 
inmişti. Bahar daha yeni çıktığı bu korkunç yerden sonra, şimdi de annesini babasını kurtaracaktı. 
 
Gencecik bir kızla hiç tanımadığı bir adam hayat kurtarabilmek için hem ağlıyor hem de hırsla 
 
çalışıyordu. Bahar tam 15 saat sonra anne- babasına kavuştu. Ama pek az çocuk onun kadar şanslıydı.
 
    Dışarı da gün ağardığında ortaya çıkan manzara dehşet vericiydi. Toprak;  verimli tarlalar üzerine 
 
dikilen çirkin konutların, yok edilen ormanların, işgal edilen ovaların, doldurulan denizlerin intikamını 
 
almak istercesine öfkeyle silkinmiş, binicisinden nefret eden bir at gibi üzerindeki her şeyi yere çalmıştı. 
 
Yükselen deniz kimi evleri yurtmuş, şirin sahil kasabaları birer batık şehre dönüşmüştü...
 
   Afetin ilk anlarında yetkililerde şoktaydı. Çünkü onlarda afetin bir parçasıydı. Ölü ya da diri tam 
 
bir milyon insan vardı enkazın altında. İlk gün beklenen yardım gelmedi. Enkaz altından ölü çıkarılanlar 
 
naylon torbalar içerisinde şehrin buz patenine kondu. Belki çoğunun yaşarken buraya hiç yolu 
 
düşmemişti. Ama ölümlerinde mezarlığa giderken buz pateninde mola vermekte vardı kaderlerinde. 
 
Sonrada evlat kucağı yerine dozerlerle gömüldüler, kamera ışıklarının, el lambalarının aydınlığında 
 
kimsesizler mezarlığına. Sessiz, sedasız kefensiz ve duasız... Mezar taşlarına isimleri dahi yazılamadan...
 
    Sağ kalan anne- babalar hastane bahçelerinde yaralı çocukların başında duruyor ve serum taşıyor 
 
ve yavrularının acı çektiklerini gördükçe için için eriyordu. En yakınlarını kaybeden doktorlar, acılarını 
 
bağrına basıp can kurtarmaya çalışıyorlardı. Madenciler, sivil savunmacılar, askerler, gönüllüler.... 
 
Yardıma geldi ama bu gelenler kimilerini sevindiremedi. Çünkü onlar için çok geçti, sevdiklerini 
 
toprağının kara bağrına vermeye başlamışlardı bile... Çocuk sesleriyle çınlayan lunapark sanki savaş 
 
sonrasını yansıtıyordu. Susmayan ambulans sesleri acılı beyinleri zonklatıyordu. Manevi zararı ölçmek 
 
mümkün değil ama maddi zararı Türkiye bütçesinin ¼   kadardı.
 
     İlk ekipler enkaz arasına girdiklerinde yakınları enkaz altında kalanlar, öncelik kapmak için 
 
kendilerini vinçlerin önüne attılar. Dünyanın dört bir tarafından yardıma ekipler geldi. 100 yılın en büyük 
 
felaketinde 1000 yılın son ve en kapsamlı kurtarma operasyonu başladı. Koca koca apartmanlar kâğıttan 
 
kule gibi üst üste yıkıldı. Sorumlular, sorunlular... hep gündemi meşgul etti.
 
   ÖZETİN ÖZETİ : ‘ En iyi okul tecrübedir ama okul masrafı biraz çoktur’   -  ‘Hayat önce sınav 
 
yapar, sonra ders verir’  der bir düşünür. Aslında biz millet olarak çok defa bu tür sınavlardan geçtik ama 
 
bir türlü gerekli dersimizi alıp, yerleşim alanlarının seçiminden, inşaatların temelinden - çatısına kadar 
 
gereken hassasiyeti maalesef gösteremedik... Evet gösteremedik... Galiba afet sonrası çok konuştuk ama 
 
uygulamada aynı hassasiyeti bir türlü yakalayamadık. Ne olur; 17 Ağustos depreminin,  16’nci 
 
yıldönümünde amir, memur olarak, sade vatandaş olarak başımızı avuçlarımızın arasına alalım, on iki yıl 
 
önce yaşanan ve televizyonlarda aylarca gösterilen o manzaraları gözümüzün önüne getirelim. Nerede 
 
hata yapıyoruz ki bir Japonya’ya göre bizdeki afetin faturası ağır oluyor. Bu faturada benimde payım var 
 
mı? Şayet varsa, benim ne yapmam gerekir? Sorusunu vicdanımıza soralım. Herkese mutlaka bir cevap 
 
gelecektir. İnanmazsanız deneyin...  Ve gelen cevaba göre geç kalmadan ‘karanlığa küfretmek yerine, bir 
 
mum yakın – yakın ki;  gelecekteki 17 Ağustoslarda Can’lar ölmesin, Canan’lar yanmasın, çocuklar 
 
uykusuz kalmasın ’
 
‘’Ey sorumlu amca, (!)
 
 17 Ağustostan sonra,
 
 Geceler uyku girmiyor gözüme, 
 
 Yatamıyorum artık annemin dizine…
 
 Sen vicdanının sesini hiç duyuyor musun?
 
 Ben ağlarken, sen yatağında mışıl mışıl uyuyor musun?
 
 Yoksa hala bana ne sizden deyip, eski usul yürüyor musun ?’’
 
   17 Ağustos depremini yaşayan bu ülke insanlarının bugün ki afetlere bakışı YAKIŞMIYOR 
 
efendim… Bilmem siz ne dersiniz?  
 
(Görüş ve önerilerinizi bekliyorum: 536 5681141)


Paylaş | | Yorum Yaz
891 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

BULGUR BEKLERKEN PİRİNÇ GELDİ - 02/02/2016
Geçenlerde internette ilginç bir resim verdi.
‘BÖREK ÇOK KALIN OLMUŞ BABAANNE’ - 13/01/2016
Nesiller arasındaki uçurum gün geçtikçe büyüyor.
KİM ÖLMÜŞ DERKEN ÖLDÜ - 29/12/2015
Dünyada inkârı olmayan tek gerçek belki de ölümdür.
VALİ BEY TORUNUNU KENAR OKULA VERİNCE (bir ilimizde) - 25/08/2015
Bir ilimizde vali bey göreve başlayınca milli eğitim müdürüne:
MERHUM ECEVİT VELİ DAYININ ARDINDAN - 18/08/2015
Bazı değerlerin kadri kıymetini zamanında bilmek gerekir.
BAYRAM ZİYARETLERİNDE GÖZE TAKILANLAR - 21/07/2015
Bayramların hayatımızda önemli bir yeri vardır. Bayramlar vesile kılınarak çalınmayan ziller çalınır, açılmayan kapılar açılır. Öpülmeyen eller öpülür. İçilmeyen çaylar içilir.
BU BAYRAMDA, YİNE BANA AĞLAMAK DÜŞTÜ-1 - 09/07/2015
Bayramların hayatımızda çok önemli yeri vardır. Çünkü bayram sevinç, neşe, mutluluk saadet demektir.
‘İŞİ ÇOK ZOR’ - 26/06/2015
Değerli okuyucularım, bugünkü yazımda sizlere 15-20 sene önce Mecitözü ilçemizde görev yaparken polis lojmanlarından komşum olan sevdiğim bir arkadaşın beş vakit namaza başlama öyküsünü paylaşmak istiyorum.
İHTİYARLIK KAÇ YAŞINDA BAŞLAR? - 19/05/2015
Geçmişi iyi okumayan milletler, geleceği inşa ederken hata edebilirler. Herkesin herkesten öğrenebileceği çok şey vardır.
 Devamı