OSMANCIK GÜNDEM 
Hızlı, doğru ve tarafsız sadece haber...


Saat
Hava Durumu
Anlık
Yarın
1° -3°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.35965.3811
Euro6.07216.0965
Mahir ODABAŞI
SİVİL SAVUNMA
ÇOCUKLARIN MEZUNİYET TÖRENLERİ
22/06/2014


 Doğum, sünnet, okula başlama, mezun olma, askerlik, nişan, evlilik, ölüm gibi özel günler 

insanların unutamadığı anılarındandır. Aradan yıllarda geçse bile o günlere çağrışım yaptıracak bir kelime 

okusak veya duysak hemen o günlere doğru gönül dünyamız kayıverir. Bazen bir ah, bazen bir oh 

çekilir...

 Ondokuzmayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi ilköğretim Matematik öğretmenliği bölümünden 

mezun olan kızım Büşra’ma: ‘’Benim küçük serçem / Dört mevsim açan çiçeğim / Sen mutlu ol yeter ki / 

Ben mezuniyet törenine geleceğim’’ deyip, mezuniyet törenine katılmak üzere aile boyu Samsun’a gittik. 

Bölüm olarak masraflarının kendileri ödemek şartıyla ilk defa Samsun Müftülüğü konferans salonunda 

özel mezuniyet töreni hazırlamışlar. Masraflardan artan parayı da Soma maden şehitlerine bağışlamışlar.

 Eskiden anne-babalar okulun yolunu dahi bilmezlerdi. Çocuklarını ya okutmazlar ya da 

köyde birilerinin etkisiyle mecburiyetten okutmak zorunda kalırsalar, çoğunlukla imamın, öğretmenin, 

muhtarın peşine takıp ‘bunu da bir okula yazdır’ derlerdi. 30-40 sene öncesini tahayyül ettiğimizde 

bu söylemin bile büyük bir nimet olduğunu düşünüyorum. Sonrası mı? ‘Saldım çayıra, Mevla’m kayıra’ 

misali öğretmenler sahip çıkarsa ilerisi gelir, sahip çıkmayıp ‘senden adam olmaz’ diyerek moral 

ve motivasyonu bitirirseler geri köyü boylardı. Çevremde öğretmen hatasından dolayı geri köyü 

boylayan birçok arkadaşımı biliyorum. Bazılarının da o öğretmenlere beddua ettiğine şahit oluyorum.

 Şimdi artık zaman değişti. Toplum bir nebze bilinçlendi. Herkes çoğunun en iyi okullarda 

eğitim görmesini ve akabinde kendisinden daha iyi konumda yaşam sürmesini istiyor. Bu bağlamda 

anasınıfından üniversiteye kadar hiçbir fedakârlıktan kaçınmamaya çalışıyor. Eskiden sadece üniversite 

diploması alınırken mezuniyet törenleri yapılırdı. Şimdi ise anaokullarından başlayıp üniversite sonuna 

kadar her kademe de mezuniyet törenleri yapılmaya başlandı.

Özellikle üniversite mezuniyet törenleri çocuklar kadar, anne-
babalar içinde unutulmaz özel günlerdendir. Burada hem sevinç 

gözyaşları hem de gizli bir üzüntü yaşanmaktadır. Çocuğumuz 

öğrencilikten kurtulup, hayata atılacak seviniriz. ‘Evlat, kuş misali 

konar avucuna / sonra uçup gider yuvasına / gözlerin kalır da hep 

arkasında / göremezsin’ misali özellikle kız çocukları için ayrılık 

vakti yakın olur üzülürüz. Diğer taraftan ‘ sanki ben, okula dün 

başlamıştım / ama bugün sen mezun oluyorsun / zaman nasılda 

geçiyor evladım / anlamıyorsun’ misali ihtiyarlığın gençliğine 

merdiven dayadığımızı görüp hesabımıza üzülürüz. Her şeye rağmen Rabbim bu tür özel günleri yaşamak 

herkese nasip etsin. Toplumu gözlemeyen biri olarak, bu tür törenlerde iki manzara dikkatimi çeker.

yakından, uzaktan kalkıp gelen, evladı sahneye çıkıp diplomayı alırken bir taraftan sevinç gözyaşları 

nezaretinde alkışlayan, diğer taraftan resmini çekmeye çalışan anne-babalar. Ve evladının da sahnede 

mikrofonu alıp; ‘ bu diplomamı, çocukluğumdan bugünlere kadar benim için maddi-manevi hiçbir 

fedakârlıktan kaçınmayan anneme-babama hediye ediyorum. Anneciğim- babacığım sizleri çok 

seviyorum, iyi ki varsınız...’ diye teşekkür eden öğrenciler.

ve bir daha ailesi tarafından aranıp sorulmayan öğrenciler. Bunlarda sahneye çıkıp arkadaşlarının, 

öğretmenlerinin coşkulu alkışları arasında diplomalarını alırken;

‘Bugün hem hüzünlüyüm 

 Hem de çok mutluyum 

 Mezun olup, hayata atılacağım

 Ama yanımda ne babam ne de annem

 Ben onları hiç görmedim,

1- SEVİNÇLİ ÖĞRENCİLER: Evladının sevincini paylaşmak için elinde bir buket çiçekle 

2-HÜZÜNLÜ – SEVİNÇLİ ÖĞRENCİLER: Küçükken anne-babası tarafından terk edilen 

 Tek etmişler beni küçükken

 Bunu bilen öğretmenlerim, arkadaşlarım

 Her zaman bana oldu ailem... Bende bu diplomamı öğretmenlerime ve arkadaşlarıma armağan ediyorum. 

İyi sizler varsınız’ diyen öğrenciler. (yıllar önce, Yetiştirme yurdunda kalan ve memur olan bir bayan 

arkadaşım kendisini usulen istemeye gelecek arkadaşının ailesine muhatap bulamadığını, bunun için 

çalıştığı kurum müdürüne söylediğini ancak onunda bir cümlesinin çok zoruna gittiğini anlatınca, 

dünürlük yapacak bir ailenin bile çocuklarımız için ne kadar büyük nimet olduğunu düşünmüştüm )

 Türende sunucu öğrenci; ‘ biz gidiyoruz hiçbir şey demeden. Bayrağımızın dalgalandığı her 

yere. Dini, dili, ırkı ne olursa olsun aziz milletimizin çocuklarına hizmet etmeye.’ Derken yan tarafımızda 

bekleyen öğrencilerin ise ‘ KPSS’yi geçip ah bir atanabilsek’ diye mırıldandıklarını duyunca, bir ara 

Türkiye’de ikamet eden bir Alman profesör, okulların bahçesinde cıvıl cıvıl koşuşturan çocuklarımızı 

görüp, kendi çocuklarıyla mukayese edip; ‘ Anlamıyorum... Anlamıyorum... Bu Türklerin nasıl bir 

eğitim sistemi var ki, şu öğrenciler 10-15 sene sonra üniversiteyi bitirince tamamen farklılaşıyorlar. 

Hâlbuki bu hızla devamı sağlansa dünya da kimse bunların önünde duramaz. Ama mezun olup, hayata 

atılırken karamsar, içe kapanık, gelecekten ümitsiz, vurdumduymaz oluyorlar’ hayretini hatırladım.

 Çocuklarımızın birinci olması güzeldir. Ancak bir-İNCİ olarak BİRİNCİ olması daha güzeldir. 

Özelde kızımı, genelde tüm mezunları tebrik ediyor, hayatın her türlü zorluğuna rağmen İDEALİST BİR 

ÖĞRETMEN adayı, (kızım tercih yaparken, ben öğretmenlerle iç içeyim. Hem çok seviyorum hem de 

eleştiriyorum. Bunun için idealist bir öğretmen olacaksan tercih et, yoksa vatandaşın çocuklarını yakma 

deyince, oda söz vermişti...) eğitim neferi olarak ‘’Çocuklarımızın ayaklarına batacak dikenler; ya 

ektiklerimizdir ya sökmediklerimizdir’’(?) sırrınca, TÜRK BAYRAĞININ DALGALANDIĞI her 

yerde bu aziz milletimizin evlatlarına hizmet etmelerini temenni ediyorum. Yolları açık ola...

(yazara eleştiri-öneri:5365681141)


Paylaş | | Yorum Yaz
1324 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

BULGUR BEKLERKEN PİRİNÇ GELDİ - 02/02/2016
Geçenlerde internette ilginç bir resim verdi.
‘BÖREK ÇOK KALIN OLMUŞ BABAANNE’ - 13/01/2016
Nesiller arasındaki uçurum gün geçtikçe büyüyor.
KİM ÖLMÜŞ DERKEN ÖLDÜ - 29/12/2015
Dünyada inkârı olmayan tek gerçek belki de ölümdür.
VALİ BEY TORUNUNU KENAR OKULA VERİNCE (bir ilimizde) - 25/08/2015
Bir ilimizde vali bey göreve başlayınca milli eğitim müdürüne:
MERHUM ECEVİT VELİ DAYININ ARDINDAN - 18/08/2015
Bazı değerlerin kadri kıymetini zamanında bilmek gerekir.
17 AGUSTOS DEPREMİ ve DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ - 14/08/2015
Önce köpekler uyandı. Uğultu yükseldi, yükseldi yeryüzü çatladı.
BAYRAM ZİYARETLERİNDE GÖZE TAKILANLAR - 21/07/2015
Bayramların hayatımızda önemli bir yeri vardır. Bayramlar vesile kılınarak çalınmayan ziller çalınır, açılmayan kapılar açılır. Öpülmeyen eller öpülür. İçilmeyen çaylar içilir.
BU BAYRAMDA, YİNE BANA AĞLAMAK DÜŞTÜ-1 - 09/07/2015
Bayramların hayatımızda çok önemli yeri vardır. Çünkü bayram sevinç, neşe, mutluluk saadet demektir.
‘İŞİ ÇOK ZOR’ - 26/06/2015
Değerli okuyucularım, bugünkü yazımda sizlere 15-20 sene önce Mecitözü ilçemizde görev yaparken polis lojmanlarından komşum olan sevdiğim bir arkadaşın beş vakit namaza başlama öyküsünü paylaşmak istiyorum.
 Devamı