OSMANCIK GÜNDEM 
Hızlı, doğru ve tarafsız sadece haber...


Saat
Hava Durumu
Anlık
Yarın
8° 0°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.36725.3887
Euro6.07136.0956
Tülay HERGÜNLÜ
PRİZMA
Vatandaş Sorusu; Bugünlere Nasıl Geldik?
12/12/2016

 

 

           

Yıl 1998;  PKK’ nın elebaşısı Abdullah Öcalan’ın Suriye’de barınıyor olması ve Suriye hükümetinin de her defasında bunu reddetmesi Türkiye’ nin canını fazlasıyla sıkmaktadır.

 

Eylül ayında dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş, Hatay’da yaptığı bir konuşmada, Öcalan’ın Suriye’ de barındırılmasının kabul edilemez bir durum olduğunu belirtir.  Ateş Paşa “Sabrımızı taşırmasılar” diye adeta kesin bir uyarı taşıyan bu konuşmasıyla hem Suriye’nin Öcalan konusundaki tutumunun düşmanca olduğunu açık açık ifade eder, hem de Türkiye’nin askeri bir yaptırıma başvurabileceğini ima eder. Ardından da Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel; Suriye’ye karşı mukabelede bulunma hakkımızı saklı tuttuğumuzu, sabrımızın taşmak üzere olduğunu bir kere daha tüm dünyaya ilan ediyorum” der. Başbakan Mesut Yılmaz’da Suriye’den PKK’ ya verdiği desteği kesmesi çağrısı yapar. Ateş Paşa ve siyasilerin bu açıklamalarıyla birlikte bölgeye kuvvet kaydırmaları başlar. 

           

Sonuç olarak Suriye tüm iddiaları reddeder ve Öcalan’ın Suriye’de olmadığını açıklar. Ekim ayında Öcalan’ın Suriye’den sınır dışı edildiği haberleri basında yer alır. Anlaşılan Suriye, Türkiye’nin ciddiyetini anlamış ve korkudan Öcalan’ı sınır dışına çıkarmıştır.

           

20 Ekim’ de Suriye ile Türkiye arasında Adana’da bir anlaşma imzalanır. Buna göre Suriye, PKK terörüne verdiği desteği 20 yıl boyunca çekeceği taahhüdün de bulunur. Bu arada Türkiye Öcalan’ın yakalanması konusunda Interpol’ü devreye sokar. Türkiye’ nin bastırması sonucunda başta Almanya, Rusya, İtalya ve Yunanistan olmak üzere olmak üzere hiç bir ülke Öcalan’ı barındırmaya cesaret edememiştir.

 

Yıl 1999;  Bir dizi kaçış serüveninin ardından Şubat ayında Abdullah Öcalan yakalanır. Nihayet, bordo bereli komutanın” Memlekete hoş geldin Öcalan! “ sözleri ile bir dönem kapanmıştır. Nisan ayında da PKK’ nın ikinci ismi Şemdin Sakık’ da yakalanmış ve Türkiye’ye getirilmiştir.  Örgüt’ün birinci ve ikinci adamları artık hapistedir.  

Öcalan, “Annem Türk’tür. Yukarıdakilere söyleyin göreve hazırım” demekte, Türkiye’nin yıllardır başını ağrıtan, on binlerce vatan evladının toprağa düşmesine sebep olan PKK terörü bitme noktasına getirilmektedir…1999 yılında 236 şehit verilmişken 2000 yılında şehit sayısı birdenbire 29’a düşer. 2001 yılında 20 şehit, 2002 yılında ise 7-10 şehit verilmiştir.   

 

Ne yazık ki ülkede esen bahar havası kısa sürer ve 2003 yılında 31 kişi ile birdenbire yükselmeye başlayan şehit sayısı, ilerleyen yıllarda ivme kazanır. 2015 ve 2016 yıllarındaki büyük çaptaki bombalı saldırılarla tahammül edilemez boyutlara ulaşır. Öte yandan Güneydoğu’da “açılım” sonucunda oluşturulan hendeklere verdiğimiz şehitler ve Suriye’ deki Fırat Operasyonu’nda kurban giden askerlerimizin tabutları ise her gün yürekler de büyük yaralar açmaya devam etmektedir. Ve nihayet 10 Aralık’ ta İstanbul, Beşiktaş’ ta 44 canımız ki bu sayı her an artabilir, terör saldırısı sonucunda yiter, gider…

Peki, bu tahammül edilemez boyutlara ulaşan terör saldırılarının nedenlerini vatandaş olarak hiç kendimize sorduk mu?

 

  • Ne oldu da terör bu kadar azgınlaştı?
  • Ne oldu da PKK Terör Örgütü daha düne kadar Kuzey Irak’ta ancak Kandil ve çevresini mesken tutabilmişken, bugün Suriye’ de büyük kantonları kapsayan topraklara sahip oldu?
  • Ne oldu da Suriye ile bu derece ağır sonuçlara sebebiyet verecek derecede anlaşmazlıklara düşüldü?

 

Bu sorulara paralel giden bir başka soru daha;

  • Bu Fetö örgütü nasıl oldu da ülke de darbe yapmaya teşebbüs edecek güce ulaştı?

 

Cevapları bulduğumuz anda da zaten küresel büyük oyunu fark edeceğiz… Belki de bu sayede tek çıkar yolun Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerine ve Laik Türkiye Cumhuriyet’ine sarılmak olduğunu, başka gidecek yolumuzun kalmadığını anlayabileceğiz.

 

Ve böylece, “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözünün, öyle rastgele söylenmiş bir söz olmadığını daha iyi kavrayabileceğiz.

 

***

 

Allah bir daha böyle acılar göstermesin diyeceğim ama Allah, “Aklınızı kullanın, Başınıza gelenler kendi ellerinizin ürettiğidir” diyor. Olan ise masum insanlarımıza oluyor…

 

Tüm şehit evlatlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar dilmekten başka elimizden bir şey gelmiyor. Ailelerin ve Türkiye’mizin başı sağ olsun!

             

Tülay Hergünlü

İstanbul, 12 Aralık 2016



Paylaş | | Yorum Yaz
351 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Dilimize, paramıza, malımıza ihanet ettik - 07/12/2018
Türk siyasi tarihinde belli kırılma noktaları vardır.
Bindirimden indirim - 28/11/2018
Dövizin anormal yükselişi sonucunda iğneden ipliğe her ürüne zam geldi.
Atatürk ve umut - 08/11/2018
10 Kasım 1938. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ebediyete intikal edişinin üzerinden tam 80 yıl geçti.
Kurban konusu - 23/08/2018
Yine bir Kurban Bayramını kutlamaya hazırlanıyoruz. Kurban kesmenin nesi bayram oluyor
Bu vebalin hesabı nasıl verilecek? - 20/06/2018
İki gündür dört bacağı ve kuyruğu kesilmiş bir vaziyette Sakarya’da bir ormanda bulunan siyah yavru köpeğin görüntüsü gözümün önünden gitmiyor.
23 Nisan’da çocuklarınıza NUTUK armağan edin - 25/04/2018
“Türkiye, dünyada çocuklara bayram armağan eden tek ülkedir.
Cuma’nın hayrı - 24/03/2018
Cuma günü geldiğinde sosyal medya üzerinde bir “Hayırlı Cumalar” faslı sürüp gidiyor.
Tarih yalan söylemez! - 18/03/2018
Çanakkale zaferlerinin 103. Yıldönümünü kutlamaya hazırlanıyoruz. Ama ne kutlama!
Enes - 16/02/2018
Haber programında Zeytindalı Harekâtı için Afrin’e giden Mehmetçikleri izliyorum.
 Devamı