OSMANCIK GÜNDEM 
İnteraktif Haber Gazetesi

DHA TEMSİLCİLİĞİ
Saat
Takvim
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.68725.7100
Euro6.38686.4124
Mustafa YOLCU
YAZI
MUHACİR OLMAK- 4
25/04/2016
 
Okulumuz İstanbul’a taşındı. Güzeller güzeli Miyase hanımı bu son görüşümüzdü.
 
Felek bir kere kancasını takmıştı ya, şimdide ablam Rukiye’yi, Bayburt’un Saracık 
 
köyünden yaşlı bir adam istiyordu. Ablam mümkün değil gitmem diyordu. 
 
Ağabeyim ise ısrar ediyordu. “Kızım ben hastayım, bakarsan bu garip illerde 
 
bende ölürüm. Bu sefer hepten sahipsiz kalırsınız.” Ne yaptı ise ablamı ikna 
 
edemedi. Sevmiyordu adamı. Hem de ondan yaşça çok büyüktü. 
 
Ağabeyim, ablamı ağlata ağlata verdi.
 
 Devlet; enişteme, Sungurlunun Alaca köyünden arazi ve öküz verdi. Onlar oraya 
 
taşındılar. Çiftçilik yapıyorlardı.
 
Ağabeyim Çerçilik yapmaya başladı. Ankara’ya, Haymana’ya giderdi. Kışın 
 
çerçilik, yazın gabala tarla biçerdik. Durumumuz bayağı düzelmişti. Ağabeyim; 
 
keseyle paraları önüme döker Lütfiye istediğini al derdi. İçlerinde; altın 
 
çeyreklikler olurdu, onları almamı isterdi. Ben ağabeyime kıyamaz tekrar besmele 
 
ile kesesinin içine kordum. İlerde ağabeyimden kalan tek hatıra bu kese olacaktı, 
 
onu da öldüğümde göğsüme koymalarını vasiyet ettim.
 
Evimiz Sungurlu caminin yanında idi. Ak saçlı, aksakallı bir müezzini vardı. Uzun 
 
seneler Yemende askerlik yapmış alevi bir deli kanlısı imiş, askerden sonra 
 
Sünniliği tercih etmiş, Sungurlu müftüsü de onu camiye müezzin tayin etmiş. 
 
Günde beş vakit minareye çıkar ezan okurdu.
 
Birde Hatice ablamız vardı, kapı komşumuz. Kocası on iki sene Bayburt ve 
 
civarında askerlik etmiş. Askerde ahit etmiş “Oğlum olursa adını Bayburt 
 
koyacağım.” Oğlu olmuş ismini Bayburt koymuş. Bir ev gibi geçinir giderdik. Beni 
 
büyük oğluna almak isterdi. Ablamın evliliğinden ağzı yanan ağabeyim asla söz 
 
konusu bile yapmazdı. Ablam eşine çok uzun süre alışamamıştı. Eniştem ise 
 
ablamı deli gibi severdi. “Rukiye’den başkası bana haramdır” derdi.
 
Sungurlu da neler yapmazdık ki. Hele bağ bozumu geldi mi etrafı tuhaf bir kızıllık 
 
sarardı. Üzüm, ayva, dut bahçelerinde hem çalışır hem kendimize toplardık. Öyle 
 
olurdu ki sahibi koca bir bahçeden alacağını alır, gerisini bize bağışlardı. Sararmış 
 
üzüm hevenklerinin içerisinde, sararmış ayvalarla adeta sarmaş dolaş olurduk.
 
Eşkıya o kadar azmıştı ki askerden kaçan, asker kaçakları dağlarda eşkıya 
 
olmuşlardı. Kemal Paşa onları öyle bir toparladı ki dağı taşı tertemiz etti. O 
 
zaman asker kaçağını tek cezası vardı. Asılmak.
 
Sungurlu caminin önüne iki tane darağacı kurulmuştu. Her sabah su almaya 
 
giderdik. İki baba yiğit asılıyor. Beyaz elbise giydirmişler. Elleri arkadan bağlı. 
 
Boyunlarında hükümleri asılı… Dilleri dışarı düşmüş. Ayakları neredeyse sehpaya 
 
değecek.
 
Arada sırada pehlivan güreşleri olurdu. İki pehlivan vardı. Biri babayiğit ki “odaya 
 
direk olur”. Çam gibi delikanlı... Biride çöp gibi… Cılız mı cılız… Yalnız, cılız olanın 
 
boynunda bir muska vardı. İri olan sürekli, boynundaki muskayı çıkarsın öyle 
 
güreşelim dermiş. Cılız olan “Annem ben küçükken hastalanmışım onun için 
 
yaptırmış. Ben muskayı çıkarırım, o, güreşe hazır olsun.” Diye haber salmış.
 
Caminin önünde güreş meydanı kurulmuştu. Pehlivanlar peşrevden sonra 
 
birbirlerini tartmaya, el ense çekmeye başladılar. Kısa bir oyundan sonra cılız 
 
olan, şişman olanı tutuğu gibi “ Ya Allah” deyip havaya kaldırdığı anda savurdu. 
 
Şişman olan; yuvarlanarak gidip caminin duvarının dibinde kaldı. Ayağı kalktığın 
 
da; dirsekleriyle dizleri sökülmüş kanıyordu. Gelip hemen cılız olanın elini öptü “ 
 
Ustamsın” dedi.
 
Sungurluda bir tane de kilise vardı. Papaz efendi bizi çok severdi. Kiliseyi 
 
gezmemize müsaade ederdi. Arada bir ayinleri olurdu. Ermeni kızları ayin 
 
sırasında ilahi söylerlerdi “Asvans yardımcın gıllans….” öyle bir şey derlerdi. Ya da 
 
biz öyle anlardık. Papaz efendi bize İncil’den ayetler okurdu. Kimi ayetler bizim 
 
dinimize çok yakındı. İncilin kimi sahifelerini “Çiriş unuyla” yapıştırmıştı. Bunları 
 
niye yapıştırdığını sorardık. “Orasını karıştırmayın” derdi. Büyüklere sorardık. Bu 
 
sahifelerde; bizim peygamberimizin geleceğini haber veren ayetler varmış! 
 
Sungurluda ki muhacirliğimiz dokuz seneyi bulmuştu. Bir gün yine gabala tarla 
 
biçerken iki jandarma yanımıza geldi. Cafer onbaşıyı arıyoruz dediler. Memlekette 
 
nişanlın varmış, hükümete bildirmişler derhal Bayburt’a gitmen lazım dediler. On 
 
beş gün müsaade aldık.
 
Muhacirliğimizin ikinci senesinde ağabeyim, Kale ardından bir kızla nişanlanmıştı. 
 
Nişanlısının, ailesi hemen memlekete dönmüşlerdi. Aradan yedi sene geçmişti. 
 
Ağabeyim; şimdiye evlenmiştir diyordu. Evlenmemiş yedi sene beklemiş!
 
Göçü külahı toplayıp dönmeye karar verdik. Ablam haber almış, kendini yerlere 
 
atıyordu. “Beni bırakıp nereye gidiyorsunuz, hani benim annem babam 
 
sizlerdiniz, ben ne yaparım yalnız başıma! İki oğlan bir kızı olmuştu. Bir 
 
çocuklarına sarılıyor, bir bize sarılıyor “ Bırakmam” diyordu. Ağabeyime sarılıyor “ 
 
Gardaş hasretlik ahrete kaldı” diyordu. Onu Sungurlu’nun Alaca köyünde bıraktık. 
 
Bıraktık ama ömrümüzün sonuna kadar yüreğimiz orada kalmıştı. Bir daha da 
 
ablamı göremedik.
 
İki eşeğe eşyalarımızı yükleyip dönüş yoluna düştük. Yol arkadaşımız Kelkitli 
 
Hayri dayıda bir eşeğiyle bize katıldı.
 
Bazen bir dağdan, bazen bir köyün altında mola vererek, arada bir köyün 
 
muhtarı; köyün camisinin avlusunda geceleyerek günlerce yol aldık. Tokat’ın 
 
meşesine gelmiştik; meşenin altında büyük bir nehir geçiyor. Meşede ilerlerken 
 
büyük bir gürültü gelmeye başladı. Hayri dayı hemen bizi durdurdu. Kılavuzumuz 
 
Hayri dayı olduğu için hemen gizlenmeye başladık. İçimize büyük bir korku 
 
girmişti. Hayri dayı buraları avucunun içi gibi biliyordu. Defalarca bu yollardan 
 
gidip gelmiş, bizleri de en kısa yoldan götürdüğü için, dağdan bayırdan 
 
gidiyorduk.
 
— Cafer onbaşı ben buraları çok iyi bilirim. Bir keresinde bu ormanda eşkıyalar 
 
gözlerimin önünde, adamı vurup malını, parasını aldılar. Allahtan beni görmediler. 
 
Ağaçların arkasına saklandım da hayatımı kurtardım.
 
Ağabeyim bizleri gizleyerek, sesin geldiği yere doğru gitti. Biraz sonra gelerek “ 
 
Korkmayın odun kesiyorlar.” Diyerek, tekrar yolumuza devam ettik. Geceleri bu 
 
ormanda çakal ulumaları gelirdi ki; tüylerimiz diken olur, hepimiz sabaha kadar 
 
uyumazdık. Üç gece üç gündüz yürüdük ancak ormandan çıka bildik. 
 
Kelkit’e geldiğimizde Hayri dayıyı uğurladık. Bir buçuk aya gittiğimiz yolu, on beş 
 
güne de gelmiştik.
 
Dokuz senenin üzerine evimize geldiğimizde temellerine kadar yıkılmış bir enkaz 
 
bulduk.
 
Ağabeyimin hanımının tarlasının başına bir ev yapıp, düğününü yaptık. Yine 
 
gabala tarla biçerdik.
 
Muhacirlikten döndükten sonrada ağabeyim sık sık rahatsızlanırdı. Karaciğerine 
 
yakın olan mermi ona bir türlü sıhhat vermezdi.
 
Yine sıcak bir yaz günü kabala tarla biçiyorduk. Ağabeyim kendisinden geçip 
 
başak yığınlarının üzerine devrildi. Hemen yanına koştuk. Yüzünü gözünü su ile 
 
yıkadık. Kendisine geldiğine de rengi kül gibi olmuştu. Bir tabak siyah kan kustu. 
 
Bir daha da sıhhat bulamadı. Dört beş sene yarı yatalak yaşadı. Sürekli söylerdi: 
 
“Rus’un kurşunu bitirdi beni.” Nihayetinde kırk yaşlarında çok özlediği şahadete 
 
kavuştu.
 
Muhacirlik ve muhacirlikte yaşananların bunlar bir kısmı. Atalarımızın Orta 
 
Asya’dan başlattığı yolculuk, nesiller boyu devam ediyor belki de.
 
Mustafa Yolcu
 
Hatıra Bayburt- Manşet gazetesinden alınmıştır.


733 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

İSKİLİP TAŞ MEKTEP HATIRASI - 07/08/2018
ANAP’tan, 1987-1991 tarihleri arasında Çorum Milletvekili olan Mustafa Namlı, İskilip’te bulunan taş mektep ile ilgili hatırasını anlattı.
YAVUZ ASLAN ARGUN ABİ İLE HATIRALAR - 03/08/2018
Yavuz abi Mücadele hareketinin pratisyeni idi. Sorunlara çözüm bulan, birleştirendi.
SÖĞÜT GEZİSİ - 23/07/2018
15.07. 2018 Pazar günü, hemşerim Muhittin çağıl’ın düzenlediği tur ile, Söğüt ve Bilecik’e gittik.
ÇALIŞMAYAN ORGAN YOK OLUR - 05/07/2018
Otobüs durağında beklerken, 78 yaşlarında birisi ile sohbet ettik.
ÇARIKLI ERKAN NASİHATİ - 30/05/2018
Memlekette altı adamlık bağımız vardı.
BAKİ KALAN BU KUBBEDE HOŞ BİR SADA İMİŞ - 28/05/2018
Eskiden hayat şartları daha zor, geçim sıkıntısı daha fazlaydı.
ÇANAKKALE HARBİ - 18/03/2018
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
7 DÜVELLE HARP ETMEK - 07/03/2018
Afrin’de savaşıyoruz. Suriye, Irak sınırı boyunca tertibat alıyoruz. Karşımızda tek düşman yok, yedi düvele karşı savaşıyoruz.
ÇORUMLU YEDİ SEKİZ HASAN PAŞA - 23/02/2018
Hasan Paşa 1240 (1824-1825) yılında Çorum’da doğar.
 Devamı