OSMANCIK GÜNDEM 
Hızlı, doğru ve tarafsız  haber...


İYİ PARTİ OSMANCIK BELEDİYE BAŞKAN ADAYI
AK PARTİ OSMANCIK BELEDİYE BAŞKAN ADAYI
MHP OSMANCIK BELEDİYE BAŞKAN ADAYI
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.45065.4725
Euro6.18616.2109
Mustafa YOLCU
YAZI
MUHACİR OLMAK­ 3
21/04/2016
 
Ağabeyimin o şekilde yürüyemeyeceğini anlayan çavuş; ağabeyimi bize teslim etti.
 
Cafer ağabeyim, insan kılığından çıkmıştı. Üstü başı yırtık, karnı sarılı, günlerdir aç,
 
susuz yayan yolculuk ağabeyimi bitirmişti.
 
Babamgil hemen sargılarını açıp, ottan merhem yapıp tekrardan sardılar. Ama
 
yürüyecek vaziyette değildi. Etrafımız bayram yerine dönmüştü. Her gelen oğlunu,
 
akrabasını, eşini dostunu veya bir tanıdığını soruyor, heyecanla ağabeyimin vereceği
 
cevabı bekliyorlardı.
 
Kale ardından tanıdıklarımızdan hemen hemen hiç kimse kalmamıştı. Onu soruyorlar;
 
kulaktozundan vurulmuş, berikini soruyorlar alnından vurulmuş. Ekseriyetle
 
vurulanlar ya alnından ya kulaktozundan, başka bir tarafından vurulan yok.
 
Komşularımızın çocukları, ağabeyimin çocukluk arkadaşları hep şehit olmuşlardı.
 
Büyük ağabeyim Abu zer den ise hiçbir haber yoktu.
 
Az sonra bayram havası, mateme dönmüştü. Ağabeyimin çevresini saranlar birer
 
ikişer kenara köşeye çekiliyor iç çekerek ağlıyordu.
 
Suşehri’n de kaldığımız bu on beşi gün zarfında; ağabeyim biraz olsun toparlan maya
 
başladı.
 
On beşinci günün sonunda Sivas’a gitmek için tekrar yola koyulduk.
 
Ağabeyim yolda sürekli rahatsızlanıyor, ikide bir mola veriyorduk. İçerdeki mermi
 
eğiliyor batıyor, doğruluyor batıyordu. Baktı ki bu böyle olmayacak, tekrar mola
 
verdik. Ağabeyim: Çavuş emiye dedi ki “Çavuş emi Usturayı kaynat yarayı yar. Ben
 
kurşunu çıkarırım. Çavuş emi usturayı kaynatıp yarayı midenin altından boydan boya
 
yardı.
 
Ağabeyim iki başparmağını yaraya sokup kurşunu ileri doğru sürmeye başladı.
 
Nihayetinde kurşun fırlayıp çıktı. Yuvarlak misket mermisi. Bu arada ağabeyimde
 
bayılmıştı. Nuriye’yle ben uzun müddet bu misket tanesiyle oynayacaktık.
 
Babam ermeni karısından öğrenmiş olduğu kara merhemi yapıp, yarayı bağladı.
 
Ağabeyimi de öküz arabasının bir köşesine yatırdılar. Tekrar yola koyulduk.
 
Tokat’ın Çamlıbel’inden geçtik. Babamgil Köroğlu’nun konaklarının temellerini, atının
 
ahırının yerini gidip gördüler. Sivas’a ulaştık.
 
Sivas kaymakamı bizleri toplayıp bize dedi ki “Burası pahalı bir şehirdir. Gelin
 
Yozgat’a gidin. Orası ucuzdur. Hükümet size ev bark verir.” Babam gil beş on gün
 
müsaade istediler.
 
Bir caminin havlusunda toplandık, göçlerimizi caminin havlusuna yıktık, beş on gün
 
orada kaldık. Muhacir olarak; halk bizden korkuyor, kimse yanına yanaştırmıyordu.
 
Muhacirlerse girdiği yerleri harabe edip çıkıyorlardı. Çoğu zaman köylerin içine
 
sokmazlardı. Köyün alt başında konaklatır, sabah yol verirlerdi.
 
Beş on gün Sivas’ta kalıp tekrar yola düştük, Yozgat’a gitmek için. Bu ara da
 
muhacirlerden her biri bir yerlere dağılmıştı. KİMİ YOLLARDA ÖLMÜŞ, KİMİ
 
ÇOCUĞUNU KAYBETMİŞ, KİMİ HASTASINI BİR YERLERE BIRAKMIŞ, KİMİ SAHİPSİZ
 
KALMIŞ, KİMİ İSE AKLINI KAYBETMİŞTİ.
 
Yozgat’ta devlet bize Metrukeden (Ermeni Tehcirinden sonra boşaltılmış Ermeni
 
evleri) ev verdi. Emim Yakup Efendi, ailesiyle Sungurluya gittiler.
 
Kaymakam bize; “Bu evde kalın, çalışın, yiyin. Burası iş yeri; bağ, bahçelik...” Diyerek
 
bazı talimatlarda bulundu.
 
Yozgat’ta; bağlara bahçelere çapaya giderdik. Babam hamallık ederdi. Ağabeyim ise
 
kâh hasta oluyor, kâh iyi oluyor; iyi olduğu zamanlar oda hamallık yapıyordu.
 
Büyük ağabeyim Abu zerden hiç haber alamıyorduk. Kimi diyordu: Gece bir göreve
 
gitmişler, bir daha dönmemişler. Kimi de diyordu ki yessir (Esir) gitmişler. Annem için
 
için ağlar “ Aaah Abu Zerim hasretlik kıyamete kaldı” derdi.
 
Artık durumumuz çok düzeldi. Babam tekrar değirmencilik yapmaya başladı. Öyle
 
oldu ki küçük bir torba para biriktirmişti.
 
Yozgat’a geldiğimizin ikinci yıllarıydı. Annemle babam hastalanıp, ikisi de hastane’ de
 
yatmaya başladılar. Ağabeyimde hastalanıp hastaneye yatınca, biz üç kız kardeş
 
yapayalnız kaldık. Yalnızdık ama erzakımız boldu.
 
Önce babam öldü, babamın defin işlerini hükümet yaptı, ardından yirmi gün sonra
 
annemde öldü. Annemin son sözü: “Abuzer’im hasretliğin ahrete kaldı, seninle
 
ahirette görüşeceğim. “oldu. Onu da hükümet kaldırdı. Mezarlarını bile bilemedik.
 
Yirmi gün içerisinde hem yetim, hem öksüz kalmıştık. Ağabeyimin içerisinde kalan
 
mermiyi çıkarmak için ameliyat yaptılar ama mermi karaciğere çok yakın olduğu için
 
çıkaramadılar. Çok uzun süre hastane de kaldı. Artık sahipsiz kalmıştık.
 
Emim Yakup Efendi, Sungurludan gelip bizi aldı. Sungurluya gider gitmez, Nuriye ile
 
beni yetim mektebine verdiler. Ablamdan ayrılmamak için o kadar ağladık, o kadar
 
yalvardık ki. Kim dinleyecek! Emimgil bir lokma yiyeceğe muhtaç, bizi nerden
 
doyuracaklar. Zaten ablam fazlalık oldu. Evimizdeki erzakı da emimgile götürdüler.
 
Emim hamallık yapıyor, kıt kanaat geçiniyordu. Bizden giden erzakta bitince, ablam o
 
kadar açlık çekmiş ki. Acından ölse; kimseden bir şey istemezdi. Konu komşu acır bir
 
lokma ekmek verirlermiş.
 
Mektebimizin ismi Leyli mektebiydi. Bayan bir öğretmenimiz vardı. Miyase hanım.
 
Kara çarşaflı, uzun ince endamıyla ellerine sürekli beyaz eldiven takar, bizlere birer
 
anne gibi davranırdı. Artık annemiz yoktu da bize mi öyle gelirdi bilmiyorum.
 
Annemin kokusunu ondan alırdım. Nuriye ise benden. Onun hem annesi hem babası
 
olmuştum. Hiç ayrılmazdık. Eteklerimden tutar, öyle dolanırdık. Beraber aynı yatakta
 
yatardık. Miyase hanım bizi salonda gördü mü; “Lütfiye, Nuriye’yi eteğinden, kendi
 
elbisene dik” derdi.
 
On beş günde bir okuldan izin verirlerdi. Bir gün yine okuldan izin vermişlerdi.
 
Nuriye’yle el ele tutup emimgile gittik. Ablamı göremeyince ağlamaya başladık.
 
Emim; ağabeyimin gelip ablamı aldığını başka bir evde kaldıklarını söyledi.
 
Ağabeyim hastaneden çıkıp, ablamı da yanına almış metrukeden bir ev alarak, oraya
 
taşınmışlar. Yine bağlarda bahçelerde çalışıp geçimlerini sağlıyorlardı.
 
Leyli mektebinde; bize on beş günde bir helva verirlerdi. Nuriye ile birini yer ötekisini
 
ablama götürürdük. Zavallı ablam helvayı nerden bulacak, bir lokma ekmeğe muhtaç!
 
Helva günü oldu mu bayram ederdik. Daha çok ablamın bayramına iştirak ederdik.
 
Ağabeyim geldikten sonra ’da, hasta olduğu için ona götürürdük. Yarısını ağabeyim
 
yer yarısını ablama verirdi.
 
Her şeyin bir zevali olduğu gibi bizim bu okulumuzun da zevali gelmişti. Leyli
 
mektebini İstanbul’a taşıyacaklardı. Bir buçuk senelik okul hayatımızın sonlarına
 
gelmiştik. Miyase hanım sürekli söylerdi: “Lütfiye sen okursunda Nuriye’yi bilemem.”
 
Ne kadar ısrar etti ağabeyime “Lütfiye’yi benimle gönderin, Lütfiye okur, ilerde
 
öğretmen olur, yazık ziyan edersiniz ona.” Miyase hanım ne kadar ısrar etti ise
 
ağabeyimi ikna edemedi. “Felek bizi zaten parçaladı, onu da mı kaybedelim hoca
 
hanım, onlar benim artık anam babam oldular.”
 
Devam edecek­ 3/ 4


Paylaş | | Yorum Yaz
525 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

İSKİLİP TAŞ MEKTEP HATIRASI - 07/08/2018
ANAP’tan, 1987-1991 tarihleri arasında Çorum Milletvekili olan Mustafa Namlı, İskilip’te bulunan taş mektep ile ilgili hatırasını anlattı.
YAVUZ ASLAN ARGUN ABİ İLE HATIRALAR - 03/08/2018
Yavuz abi Mücadele hareketinin pratisyeni idi. Sorunlara çözüm bulan, birleştirendi.
SÖĞÜT GEZİSİ - 23/07/2018
15.07. 2018 Pazar günü, hemşerim Muhittin çağıl’ın düzenlediği tur ile, Söğüt ve Bilecik’e gittik.
ÇALIŞMAYAN ORGAN YOK OLUR - 05/07/2018
Otobüs durağında beklerken, 78 yaşlarında birisi ile sohbet ettik.
ÇARIKLI ERKAN NASİHATİ - 30/05/2018
Memlekette altı adamlık bağımız vardı.
BAKİ KALAN BU KUBBEDE HOŞ BİR SADA İMİŞ - 28/05/2018
Eskiden hayat şartları daha zor, geçim sıkıntısı daha fazlaydı.
ÇANAKKALE HARBİ - 18/03/2018
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
7 DÜVELLE HARP ETMEK - 07/03/2018
Afrin’de savaşıyoruz. Suriye, Irak sınırı boyunca tertibat alıyoruz. Karşımızda tek düşman yok, yedi düvele karşı savaşıyoruz.
ÇORUMLU YEDİ SEKİZ HASAN PAŞA - 23/02/2018
Hasan Paşa 1240 (1824-1825) yılında Çorum’da doğar.
 Devamı