OSMANCIK GÜNDEM
Hızlı, doğru ve tarafsız haber

DHA TEMSİLCİLİĞİ
Saat
Takvim
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.75305.7761
Euro6.32866.3540
Mustafa YOLCU
YAZI
ÇORUMLU YEDİ SEKİZ HASAN PAŞA
23/02/2018
Hasan Paşa 1240 (1824-1825) yılında Çorum’da doğar. Babası Mustafa Ağa,
annesi de Kezban Hanımdır. 2. Abdülhamid Han döneminin, ünlü Beşiktaş karakol
komutanıdır. Tarihe geçmesine neden olan hadisede; sadece bir sopa ile ihtilali
önlenmesiydi.
Eskiden ilginç bir yöntem vardı. Tahsil yapmamış ama kabiliyetli insanlar, çeşitli
olaylarda kendilerini gösterip başarılı olunca, durumlarına uygun bir göreve
yükseltilirdi. Osmanlı tarihinde bu şekilde iş başına gelmiş ve tahsilli
meslektaşlarına hizmette fark atmış nice başarılı isimler vardır.
Bu yöntem “başarılı insanın emeğini boşa çıkarmamaya odaklanmış”
medeniyetlerde başarıyla uygulanmıştır. Bu insanlar tahsilli meslektaşlarından ise
hep kıskançlık görmüştür.
Bunlardan biri, Jandarma neferliğinden paşalığa ve nihayet müşirliğe kadar
yükselen “Yedi Sekiz Hasan Paşa’dır.” Çorumludur. Baba evinde geçim derdinden
tahsil görmemiş olduğundan, imzasını Arapça yedi ve sekiz anlamına gelen /
şeklinde attığından adı “yedi sekiz Hasan Paşa’ya” çıkmıştır. Tahsili yoktur ama
son derece dürüsttür ve başarılıdır. Dahası; altı okka yürek taşıyan bir
babayiğittir.
On altı yaşındayken, babasıyla birlikte gittiği Hac dönüşünden kısa bir müddet
sonra askere alınır. Kurası Jandarma eri olarak İstanbul’a çıkar. Sultan Abdülaziz
Han kendisini çok sever. Kimsesi olmadığı için kendisine bir anne gibi şefkat
gösterip kollayacak bir hanımla evlendirir. Bu hanım sarayda görevli Hazinedar
Usta Hacı Hanım’dır.
Ancak Çorumlu Hasan’ı tarihe mal eden olaylar, onunla II. Abdülhamid Han
arasında geçen, tatlı çekişmeyle başlar.
Geleceğin padişahı Şehzade Abdülhamid’i, kimse onun padişah olacağını aklına
getirmemektedir. Zira ikinci veliahttır. Genellikle Hacı Osman Bayır’ındaki Kudret
tepe Köşkü’nde oturmaktadır. Bir gün Balmumcu Çiftliğine at üzerinde giderken,
yolunun üzerine muhafız neferlerden biri çıkar;
– Yassah hemşerim!..
Veliaht Abdülhamid sert bir tavırla; “Tanımadın mı beni? Ben, ikinci veliahttım”
diye çıkışınca, aldığı cevap ilginçtir;
– Veliaht, meliaht dinlemem. Ben, padişahın adamıyım bir tek onu tanırım!..
Sultan Abdülhamid tahta geçtiğinde, padişahına bu derece bağlı adamı
unutmayarak aratıp buldurur. Önce subay sınıfına geçirir. Savaş alanlarındaki
başarıları sebebiyle, rütbesi artar.
Kısa zamanda kendisini çok seven Abdülhamid Han, yaşlı bir kadınla yaşamasını
uygun bulmaz; “Hasan, seni yeniden evlendireceğim. Hacı Hanım da böyle arzu
ediyor” der. Ve onu İncir köylü Hasan Paşa'nın köşkündeki Kafkas Çerkezlerinden
Gülnaz adında kızla evlendirir. Bu sırada 80 yaşında olan birinci eşi Hacı Hanım,
yeni evlilere aşırı sevgi bağlayıp, onlara anne gibi davranıyordu. Bu muhterem
hatunla birlikte, aynı çatı altında ömür sürerler.
Sonra padişahın isteği ile Ferik (korgeneral) rütbesiyle önemli bir mevki olan
Beşiktaş Muhafızlığına getirilir.
Beşiktaş, padişahın oturduğu Yıldız Sarayı ile Dolma bahçe, Çırağan ve Feriyye
saraylarını da içine alan hareketli bir yerdi. Bu sebeple, Beşiktaş Zaptiye Karakolu
Kumandanlığı öyle her babayiğidin harcı değildi. Bu görevi ifa edecek olanın, her
şeyden önce padişahına mideden değil, yürekten bağlı olması gerekirdi. İşte
Hasan Paşa da bağlılığı cesareti ve cüssesi ile bu makam için biçilmiş kaftandır.
Çırağan Baskını- Sopayla gelen karşı darbe
Onun bu özelliklerinin yanında akıllı bir kişi olduğunu da zaman gösterecektir.
Mesela Çırağan baskınını tek başına müdahale ile önlemesi, Sultan V. Murad
Han’ın cenazesi başındaki tavrı, onun cesaret kadar akıl sahibi biri olduğunu da
göstermektedir.
Çırağan’da yaşananlar Hasan Paşa’yı, Müşir (mareşal) payesine ulaştıracaktır. Ali
Suavi, İngilizlerden aldığı destekle, Rumeli muhacirlerini etrafında toplar. Bunlar,
93 harbinde yurtlarından muhacir olmuş, zor günler geçirmiş cahil insanlardır. Bir
gün Çırağan Sarayı’nı basıp 2. Abdülhamid Han’ı tahttan indirmek isterler.
Yerine geçirecekleri ise V. Murad Han ‘dır. V. Murad, kendi iktidarında Abdülaziz
Han’ın şehit edilmesi ve yaşanan olaylara yüreği dayanmadığı için psikolojik
yapısı bozulmuştur.
Ali Suavi tarafından bir oldu bitti ye getirilerek, Çırağan’a denizden çıkarma
yaparlar.
Hasan Paşa o sıralarda, henüz Beşiktaş Muhafızı değildir. Bu görevden zaman
zaman ayrılıp savaşlara iştirak etmiş, sonuncusunda başından aldığı şarapnel
yarasıyla İstanbul’a dönmüştür. Olay anında, Beşiktaş muvakkit hanesinin
karşısındaki berberde tıraş olmaktadır. Çırağan’dan gelen silah seslerini duyunca
tıraşını yarıda bırakarak saray girişine koşar.
Ne yapacağını şaşırmış halde kapıyı tutan görevli Zeybek Mehmed’e neler oluyor
diye sorduğunda r; “İçeri gir de neler olduğunu görürsün.” cevabını alır.
Üzerinde silahı olmadığından, az ilerde gözüne ilişen zaptiye erine peşinden
gelmesini söyleyerek, ani bir kararla kapıcının elindeki sopayı kapmasıyla içeri
dalması bir olur. Bu arada karakola haber verilmesini tembihler.
İçeri girdiğinde Çırağan Sarayı’nın harem kısmından gelen kadın çığlıkları, “Sultan
Murad çok yaşa” naralarına karışıyordu. Giriştikleri tehlikenin sonucunu
düşünmeyen zavallı kalabalık, Murad Han’ı ortalarına almış bağırıyorlardı.
Beraberindeki zaptiye neferi ile bir köşeye sinip beklemekte olan Hasan Paşa,
içlerinde Sultan Murad’ın bulunduğu grubu bir süre gözler. Sultan’ın bakışları,
oraya zorla getirildiğinden isteksiz ve ürkektir.
Grup tam önlerinden geçerken, birdenbire doğrulur ve elindeki sopayı kaldırarak
Murad Han’ı kolundan çekiştiren ve en çok bağıran, seyrek sakallı adamın
kafasına indirir. Sopasını öyle güçlü vurmuştur ki, zavallı gık diyemeden yüzüstü
yıkılır. Bu şahıs, baskın işini tertipleyen meşhur Ali Suavi ‘dir.
Oraya zorla getirilen Murad Han sırtını bir duvara dayayıp, çatışmayı ürkek
bakışlarla seyreder.
Mangal yürekli Hasan Paşa iri cüssesiyle, elinde sopa ile kalabalığa dalar.
Kalabalık pat diye karşılarına çıkan bu eli sopalı insan karşısında önce şaşırırlar.
Ancak bir baterist gibi hareket eden Hasan Paşa’nın bileği birkaç kafayı daha
kırınca akılları başlarına gelerek, hep birlikte Paşa’nın üzerine yürürler.
Vaziyet iyice karışınca yanındaki zaptiye neferine ateş etmesi için emir verdiyse
de zavallı şaşırmıştır. O zaman işin başa düştüğünü anlar, askerin elindeki 16
mermi atan, çok atışlı Vinç ester tüfeğini kaptığı gibi art arda saldırganların
üzerine yaylım ateşine başlar. Böylece kalabalığın ilerlemesini durdurur. Tam bu
sırada yetişen askerler duruma el koyar.
Başarısız olduklarını anlayan baskıncılardan biri aradan sıyrılıp Sultan Murad’ın
üzerine tüfeğini doğrulttuğu sırada; Ruşen adında fedakâr bir kalfa ileri atlayarak,
adamın elinden tüfeği alır ve muhtemel bir faciayı önler.
Başarılı olsaydı, Türkiye’yi batağa sokacak olan bu olay hakkında Hasan Paşa’dan
bilgi alan Sultan Abdülhamid Han, bu önemli hizmetini gayet basit bir işmiş gibi
anlatmasından çok hoşlanır. Hasan Paşa artık müşir rütbesi ile Beşiktaş Karakol
komutanı olmuştur.
Hasan Paşa, Ali Suavi’yi ortadan kaldıran sopasına Mehdi adını verip, Beşiktaş
karakolunun duvarına asar. Karşısına getirilen bir suçluyu konuşturmak için
sopanın kabiliyetlerini anlatırmış.
Hasan Paşa, bölgesinde sağladığı asayişten gayet emindi. Bu sebeple, herhangi
bir olayda etraftan en küçük yardıma bile tenezzül etmediği gibi, aranmakta olan
suçlunun peşine düşen başka görevliye dahi tahammül etmez, onu yakalatarak
“Be adam, aradığın Beşiktaş’ta ise bana haber vermek yok mu? Yıkın keratayı
falakaya” diye cezalandırırdı. Onun bu tavrı, makamını hazımsızlıktan değildi. O
dönemde 2. Abdülhamid Hanı, içeriden oluşacak sinsi bir saldırıdan korumak
içindi.
Korktuğunda da haklı çıktı. Sultanın etrafındaki imha çemberini gittikçe
daraltmak isteyenler, bu samimi vatanseverin önlerindeki en büyük tehlike
olduğunu gördüler.
Hasan Paşa bir gün görev başındayken hastalanır. Gelen doktor, lavman
yapılmasında ısrar eder. Hasan Paşa neden rahatsızlandığını çok iyi bildiğinden
ayak diretirse de zorla lavman yapılır.
Hasan Paşa fenalaşarak, baş ucunda bekleyen eşine “Gülnaz, beni zehirlediler.
Hasan'ın gidiyor artık” dedikten on beş dakika sonra vefat ettiğinde 80
yaşındaydı. ( Yıl 1905)
Sultan Abdülhamid han, çok sevdiği ve güvendiği bir insanın ölüm sebebini
anlamıştır.
Hasan Paşa muhteşem bir cenaze töreniyle, Beşiktaş’taki karakolun yanında,
Barbaros türbesinin cadde tarafının önüne defnedilir. Kabrin üzerine etrafı açık bir
kubbe yapılır.
Yıllar sonra Barbaros türbesinin etrafı açıldığı zaman, kabri Yahya Efendi
mezarlığına nakledilir.
Eşi Hatice Gülnaz Hanım da 13 Ağustos 1938 tarihinde Yeşilköy’de (Şenlik
bağları)daki köşkte vefat eder.
II. Abdülhamid Han
Hasan Paşa’nın ne kadar mert bir insan olduğunu, eski padişah V. Murad Han ‘ın
naaşı tabuta konulurken yaşanan bir olay göstermektedir. 
Padişahın da bulunduğu cenaze yıkama sırasında, yaverlerden biri yeni padişaha
yaranmak gayesiyle, Sultan Murad’ın gerçekten öldüğünü anlamak üzere saçlarını
parmaklarına dolayarak, şiddetle çeker. Bunu gören Hasan Paşa; “Çek elini
utanmaz!.. Allah’tan kork, şu ölüden ibret al… Yarın sen de bu tahtanın üzerine
yatacaksın.” Der.
Bu yersiz davranış yetmiyormuş gibi, Hidayet Camii’nin musalla taşına konulan
tabutu, yine paşalardan birinin açtırıp ölü halinin bir zabıtla tespitini teklif etmesi
üzerine aynı hiddetle; “Bu padişah cenazesi, çocuk oyuncağı değil!.. Tabutu
açmaya cesaret edenin kafasını kırarım!..” diye çıkışır. Hiç kimse ikinci Ali Suavi
olarak tarihe geçmek istemediğinden talebinde üstelemez. Böylece Abdülhamid
Han’a gösterilecek riyakarlığı önlemiş olur. Onun bu tutumunu Abdülhamid Han
ödüllendirir.
Çorum’dan yanına aldırdığı kardeşi Ömer’i okutarak, paşa olmasını sağlayan
Hasan Paşa’nın, Hatice Gülnaz Hanımdan Emin, Said ve Refik adlarında üç
çocuğu dünyaya gelir. Oğullarının ikisi de Sultan Abdülhamid’e padişahlığının
sonlarında yaverlik etmişlerdir.
Çorum Saat Kulesi
Tek gayesi sultanına bağlılık ve hizmetten ibaret olan bu zatın okur yazar
olmaması, kendisini kıskanan okumuşların kıskanmalarına sebep olmuştur.
Yaşadığı bazı olayları hoş olmayan alaycı bir us lüple naklederek güya
Abdülhamid Han dönemi yerilmektedir. Oysa tenkit diye anlattıkları şu olay da
bile Hasan Paşa’nın şahane karakterini görebiliyoruz. O da bilime ve ilim
sahiplerine olan saygısıdır.
Çorum’daki büyük saat kulesi, “Hemşerilerim vakitlerini öğrensinler” diye Hasan
Paşa tarafından yaptırılmıştır. Aynı yerde bir de kütüphane kurmuştur.
Çorum’daki saat kulesinin aynısı, Bayburt’a yaptırılmıştır.
Mustafa Yolcu


674 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

İSKİLİP TAŞ MEKTEP HATIRASI - 07/08/2018
ANAP’tan, 1987-1991 tarihleri arasında Çorum Milletvekili olan Mustafa Namlı, İskilip’te bulunan taş mektep ile ilgili hatırasını anlattı.
YAVUZ ASLAN ARGUN ABİ İLE HATIRALAR - 03/08/2018
Yavuz abi Mücadele hareketinin pratisyeni idi. Sorunlara çözüm bulan, birleştirendi.
SÖĞÜT GEZİSİ - 23/07/2018
15.07. 2018 Pazar günü, hemşerim Muhittin çağıl’ın düzenlediği tur ile, Söğüt ve Bilecik’e gittik.
ÇALIŞMAYAN ORGAN YOK OLUR - 05/07/2018
Otobüs durağında beklerken, 78 yaşlarında birisi ile sohbet ettik.
ÇARIKLI ERKAN NASİHATİ - 30/05/2018
Memlekette altı adamlık bağımız vardı.
BAKİ KALAN BU KUBBEDE HOŞ BİR SADA İMİŞ - 28/05/2018
Eskiden hayat şartları daha zor, geçim sıkıntısı daha fazlaydı.
ÇANAKKALE HARBİ - 18/03/2018
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
7 DÜVELLE HARP ETMEK - 07/03/2018
Afrin’de savaşıyoruz. Suriye, Irak sınırı boyunca tertibat alıyoruz. Karşımızda tek düşman yok, yedi düvele karşı savaşıyoruz.
AFRİN ÇIKARMASINI NASIL ANLAMALIYIZ? - 29/01/2018
Afrin çıkarması, kolay bir çıkarma değil. Bu çıkarma uzun süren politik girişimler, hazırlıklar sonrası yapılmıştır.
 Devamı