OSMANCIK GÜNDEM 
İnteraktif Haber Gazetesi

DHA TEMSİLCİLİĞİ
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar6.04216.0663
Euro6.75016.7772
Mustafa YOLCU
YAZI
MUHACİR OLMAK- 2
12/04/2016
MUHACİR OLMAK- 2
 
Hayvanlarımız ekinleri yiyerek Kelkit’e doğru ilerliyorduk. Ekinler, nede olsa Rus’a 
 
kalacak diye, çobanlar seslerini çıkarmıyorlardı.
 
Kelkit’e vardığımızda; Kelkitliler muhacir malı diye, hayvanlarımızı yağmaya 
 
başladılar,. Yolda bir sürü muhacirlerin hayvanları da karışmış koca bir sürü 
 
olmuştu. Hayvanları tutan; büyük küçük demeyip götürüyorlardı.
 
Bizim deli tosunu da altı yedi Kelkitli yakalamış çeke çeke götürüyorlar. Babam 
 
eline değneği alıp seğirtti. Korkunç bir muharebe başlamıştı. Babam hangisine bir 
 
değnek vuruyorsa yere yatırıyordu. Bir yatan bir daha kalkamıyordu. Tek başına 
 
altı yedi kişiyi yerlere sermişti. Deli tosunu tek başına kurtarmıştı.
 
Kelkit’ten sonra yolumuzu Suşehri’ne çevirdik. Artık yollar ana baba gönüne 
 
dönmüştü. Kağnıların gürültüsüne öküzlerin böğürtüsü karışıyor, insan bağırtıları, 
 
çocuk ağlamalarına karışıyordu. Yollarda ki insan seli mahşeri andırıyordu. 
 
Hepimizin amacı birdi: Rus geliyor, nere olursa olsun bir an önce gidelim.
 
Bir dağdan aşağı inerken, Çavuş eminin arabası uçurumdan aşağı yuvarlandı. 
 
Üzerindeki eşyalar bir yana, öküzler bir yana savruldu. Araba ise paramparça 
 
olmuştu. Bizimde eşyalarımız olduğu için babam gil hep beraber eşyaları 
 
topladılar. Bereket versin ki öküzlere bir şey olmamıştı. Bu sefer eşyaları insanlar 
 
şelek edip sırtlarına aldılar. Tekrar yollara düştük.
 
Bizim deli tosun artık kabına sığmaz olmuştu. Bütün çobanlar yaka silkeliyorlardı. 
 
Bir düzlüğe geldiğimizde, babam kesmeye karar verdi. Ateşler yakıldı deli tosunu 
 
kavurma edecektik.
 
Üç asker yanımıza geldi “Ne duruyorsunuz kaçın! Rus geliyor.” 
 
Ey aman Allah! Nuh tufanı kopmuştu. Artık muhacirleri kim tutabilir ki. Kazanı 
 
olduğu gibi ters çevirdik. Kavurmalardan bir “tike” bile yiyememiştik. Kazanı 
 
arabaya koyup yola düştük.
 
Bu kaçış öyle bir kaçıştı ki!
 
Millet birbirini geçiyor; arkada kalanlar, ağlayanlar, bağıranlar, arkada kalıp 
 
yalvaranlar, kırılan arabalar, savrulan eşyalar, yollara atılan; yaşlı, sakat, 
 
çocuklar… KİMİ HASTASINI ATIP KAÇIYOR, KİMİ KUNDAKTA Kİ ÇOCUKLARINI, 
 
ÇALILARIN DİPLERİNE ATIP KAÇIYORDU. ARTIK ÇALILARIN DİPLERİNE GİTMEYE 
 
KORKAR OLMUŞTUK. HER ÇALININ DİBİNDEN BİR AĞLAMA, İNLEME SESİ 
 
GELİYORDU.
 
Üç gün böyle yol aldık.
 
Nihayetinde bir atlı subay yanımıza geldi. “Niçin böyle birbirinizi helak 
 
ediyorsunuz” diye bağırmaya başladı.
 
Çavuş eminin karısı, subaya karşı çıkıp “Oğlum ne yapalım üç asker geldi, ‘ Ne 
 
duruyorsunuz! Kaçın Rus geliyor’ dedi.
 
Subay “Yok anam bacım yok. Rus bugün gelim dese, üç günden aşağı gelemez. 
 
Rus’un önünde asker var, savaşıyor. İçiniz rahat olsun. O diyenler sizin 
 
yiyeceğinizi yemek için demiştirler.” 
 
Meğerse askerlerimiz haftalarca açlık çekerlermiş. Ne yapsın zavallılar; aç 
 
susuzlar. Demek ki onlarda öyle bir çareye başvurdular.
 
Bizden sonra hükümet dağda taşta sağ kalanları toplatmış.
 
Sahipsiz çocukları Eytam Hanelere koymuştu.
 
O subaydan Allah Razı olsun bizi rahatlatmıştı.
 
Sıkıntının biri bitip biri başlıyordu. Şimdide kolera salgını çıkmıştı. Hem de ne 
 
salgın. Akşamdan vurduğunu sabaha alıyor, sabahtan vurduğu akşama 
 
kalmıyordu. Ölenleri hemen elbiseleriyle küçük bir yarın ağzına getirip üzerine 
 
biraz toprak atıp yolumuza devam ediyorduk. Cenaze namazı bile kıldıran yoktu.
 
Nihayetinde Suşehri’ne vardık. Orada on beş gün kaldık.
 
Bir bahçede dut topluyorduk: dut çorbası yapmak için. Bu arada birisi; Tahir emi, 
 
Cafer geldi, diye bağırdı.
 
Babam, ablam, ben, dut ağacından atlar atlamaz, sesin geldiği yana koşmaya 
 
başladık.
 
Büyük ağabeyim Abu zeri ile küçük ağabeyim Cafer Kop cephesinde Ruslarla 
 
savaşıyorlardı. Hiçbirisinden bir haber alamıyorduk.
 
Bahçenin kenarında ki yolda elinde bir sopa olan çavuşun yanında yedi sekiz 
 
yaralı asker vardı.
 
Babam hemen yaralıların yanına koştu. Abu zer sen misin diye sordu. Ama 
 
karşısında ki asker, Cafer ağabeyimdi.
 
Bahçenin kenarına gelen yaralı asker kafilesi burada mola verirler. Cafer 
 
ağabeyim bahçede tut toplayan muhacirlere; burada Bayburtlu var mı? Diye 
 
sormuş. Sorduğu kişi tesadüf, Çavuş emi.
 
Çavuş emi; “Var, kimi aradın asker ağa” diye sormuş. 
 
Cafer ağabeyim; “Beni tanımadın mı? Çavuş emi” 
 
Çavuş emi bir müddet ağabeyime bakmış “sen misin Cafer”, “Benim Çavuş emi” 
 
diyerek, sarmaş dolaş olurlar.
 
Cafer ağabeyimin geldiğin duyanlar; birer ikişer yanına geliyordu.
 
Elinde sopa olan asker; yaralı askerleri toplamaya başladı. Babam Çavuşa; 
 
“Çavuşum bu asker yolda ölür, biz annesi babasıyız. Bizimle kalsın dediler. Çavuş 
 
“Olmaz, ben onları Ankara’ya götürüyorum, orada tedavi olacaklar.” Dedi. Cafer 
 
ağabeyim üç yerinden yaralanmış. Mermilerin biri midesinin altından yarmış 
 
çıkmış, iki mermi içerde kalmıştı. Merminin biri yürümesine sürekli engel oluyor. 
 
Eğilip doğruldukça batıyordu.
 
Ağabeyimin o şekilde yürüyemeyeceğini anlayan çavuş; ağabeyimi bize teslim 
 
etti.
 
Cafer ağabeyim, insan kılığından çıkmıştı. Üstü başı yırtık, karnı sarılı, günlerdir 
 
aç susuz yayan yolculuk ağabeyimi bitirmişti.
 
Babamgil hemen sargılarını açıp, ottan merhem yapıp tekrardan sardılar. Ama 
 
yürüyecek vaziyette değildi.
 
Etrafımız bayram yerine dönmüştü. Her gelen oğlunu, akrabasını, eşini dostunu 
 
veya bir tanıdığını soruyor, heyecanla ağabeyimin vereceği cevabı bekliyorlardı.
 
Kale ardından tanıdıklarımızdan hemen hemen hiç kimse kalmamıştı. Onu 
 
soruyorlar; kulaktozundan vurulmuş, berikini soruyorlar anlından vurulmuş. 
 
Ekseriyetle vurulanlar ya anlından ya kulaktozundan, başka bir tarafından 
 
vurulan yok. Komşularımızın çocukları, ağabeyimin çocukluk arkadaşları hep şehit 
 
olmuşlardı. Büyük ağabeyim Abu zer den ise hiçbir haber yoktu.
 
Az sonra bayram havası, mateme dönmüştü. Ağabeyimin çevresini saranlar birer 
 
ikişer kenara köşeye çekiliyor iç çekerek ağlıyordu.
 
Suşehri’n de kaldığımız bu on beşi gün zarfında; ağabeyim biraz olsun 
 
toparlanmaya başladı.


Paylaş | | Yorum Yaz
621 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

İSKİLİP TAŞ MEKTEP HATIRASI - 07/08/2018
ANAP’tan, 1987-1991 tarihleri arasında Çorum Milletvekili olan Mustafa Namlı, İskilip’te bulunan taş mektep ile ilgili hatırasını anlattı.
YAVUZ ASLAN ARGUN ABİ İLE HATIRALAR - 03/08/2018
Yavuz abi Mücadele hareketinin pratisyeni idi. Sorunlara çözüm bulan, birleştirendi.
SÖĞÜT GEZİSİ - 23/07/2018
15.07. 2018 Pazar günü, hemşerim Muhittin çağıl’ın düzenlediği tur ile, Söğüt ve Bilecik’e gittik.
ÇALIŞMAYAN ORGAN YOK OLUR - 05/07/2018
Otobüs durağında beklerken, 78 yaşlarında birisi ile sohbet ettik.
ÇARIKLI ERKAN NASİHATİ - 30/05/2018
Memlekette altı adamlık bağımız vardı.
BAKİ KALAN BU KUBBEDE HOŞ BİR SADA İMİŞ - 28/05/2018
Eskiden hayat şartları daha zor, geçim sıkıntısı daha fazlaydı.
ÇANAKKALE HARBİ - 18/03/2018
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
7 DÜVELLE HARP ETMEK - 07/03/2018
Afrin’de savaşıyoruz. Suriye, Irak sınırı boyunca tertibat alıyoruz. Karşımızda tek düşman yok, yedi düvele karşı savaşıyoruz.
ÇORUMLU YEDİ SEKİZ HASAN PAŞA - 23/02/2018
Hasan Paşa 1240 (1824-1825) yılında Çorum’da doğar.
 Devamı