OSMANCIK GÜNDEM 
Hızlı, doğru ve tarafsız  haber...

    • Osmancık'ın Dünya'ya Açılan Kapısı
    • Osmancık'ın Dünya'ya Açılan Kapısı
    • Osmancık'ın Dünya'ya Açılan Kapısı
    • Osmancık'ın Dünya'ya Açılan Kapısı
    • Osmancık'ın Dünya'ya Açılan Kapısı
    • Osmancık'ın Dünya'ya Açılan Kapısı
    • Osmancık'ın Dünya'ya Açılan Kapısı
    • Osmancık'ın Dünya'ya Açılan Kapısı
    • Osmancık'ın Dünya'ya Açılan Kapısı
    • Osmancık'ın Dünya'ya Açılan Kapısı
    • Osmancık'ın Dünya'ya Açılan Kapısı
    • Osmancık'ın Dünya'ya Açılan Kapısı
    • Osmancık'ın Dünya'ya Açılan Kapısı
    • Osmancık'ın Dünya'ya Açılan Kapısı
    • Osmancık'ın Dünya'ya Açılan Kapısı

DHA TEMSİLCİLİĞİ
Hava Durumu
Anlık
Yarın
2° -8°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.35255.3740
Euro6.09876.1232
Mustafa YOLCU
YAZI
HÜSEYİN GÖKCAN
15/06/2014
HÜSEYİN GÖKCAN - 3.6.2014-

Değerli büyüğümüz, rahmetlik Hüseyin Gökcan ağabey ile ilgili bazı bilgileri, oğlu Mustafa Gökcan ile size aktarmaya çalışacağız:

“-R- Bu röportaj Hüseyin Gökcan ağabey Nevşehir’de görevli iken, Hüseyin Necati Bey tarafından yapılarak, bağımsız haberler sitesinde yayınlanmıştır.”

R- Bize kendinizi tanıtırmısınız?

H.G.- 1936 Yılında İskilip, Hacı piri Mahallesinde doğdum. 1951 senesinden itibaren İslâmi ilimlerle meşgul olmaya başladım. İskilip’te Osman Kalfa hocada, Mürsel Şahinbaş, Faik Şahinbaş, Hamdi Ertekin, Hüseyin Namlı, Arif Çetinkale ile birlikte
Molla camiye kadar okuduk.

R- Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri (K.S.) nasıl tanıdınız?

H.G.- 1955 Yılı idi. ilim öğrenmek ateşiyle tutuşuyor, beni okutacak ve bu aşkımı söndürecek birisini arıyor, karşılaştığım hocaları yeterli bulmuyordum. Bu amaçla
Halep’e, Şam’a veya Mısır’a gitmek için bir takım teşebbüslerde bulundum. Dini ilimleri oralarda bulacağımı sanıyordum. Bu teşebbüslerimde netice alamayınca, hoca aramak gayesiyle İstanbul’a gittim. Kitapçı Muzaffer Azak’ın dükkânın da Necati
Tosun Efendi ile tanıştım, kendiside üstazın talebeymiş. Bana hoca aramamı, kendi
hocasını tanımamı istedi. O tarihlerde din ilimlerini okuyan ve okutanlar sıkı takibat

altında oldukları için, hocasının ismini vermekten çekindi ve Camcı Hacı Refik

Bürüngüz ile görüşmemi tavsiye etti. Refik Bey vasıtasıyla Hazreti Üstaz (K.S.)

Kısıklıdaki misafirhanesine gittik.

Merhum Ali Dayımız, Efendi Hazretleri (K.S.)’ne geldiğimizi haber verdi. Bir müddet

sonra Hazreti Üstaz (K.S.), bahçe merdivenlerinden aşağı elindeki bastonu vura vura

indiler. Tatlı ve şefkatli bir sesle “Esselamü Aleyküm” diyerek misafirhaneden içeri

girip, yerine oturdular. Orada bulunan birkaç talebe kardeşimizle beraber, ben de elini

öpme şerefine nail oldum. Elini öptüğüm zat, daha önceleri görmüş olduğum hocalara

hiç benzemiyordu. Yüzünün nuraniliği, lisanının içten ve samimiliği başka bir mahiyet

arz ediyordu.

İlk sözü şu oldu: “Evladım, terliydim, o yüzden geciktim. Özür dilerim” ileride kim

olduğunu öğreneceğim büyük zat, talebe olarak kapısına gelmiş olan bir acizden özür

diliyor, acizi mahcup ediyordu. “Allah’ım! O ne büyük tevazu, o ne büyük hassasiyet.”

Memleketimi sormak lütfunda bulundular. “İskilipliyim Efendim” dedim. İskilipli Atıf

hocadan bahsettiler. Mübarek gözleri yaşararak, onun hakkında şöyle buyurdular: “O

ne halim-selim insandı, beni ne kadar çok severdi.” daha sonra Atıf Hoca’ya nasıl

idam cezası verildiğini ve İstiklal mahkemesinde Hâkime sordurulan bir suale, Atıf

Hocanın verdiği cevabı kendilerinden dinledim. Bana- “ Atıf Hocanın ilmini sana

öğreteceğim.”dedi.

R- Hazreti Üstazın huzurlarında bulunduğunuz zamanlarda, daha çok

nelerden bahsederlerdi?

H.G- En çok rabıtadan, Nur-u İlâhiden, Feyzi Muhammedi’den bahsederlerdi. Üstaz

rabıtayı şöyle anlatırdı. “Evladım rabıtayı terk ederseniz, dışarıdaki insanlara

dönersiniz. Her şey rabıta ile kaimdir. Dünya, ay ve diğer peykler Güneşe rabıta

yapıyorlar. Güneş Arş-ı Âlâya, Arş-ı Âlâ, Sıfatı İlâhi’nin Nuruna, Sıfatı İlâhinin Nuru

da, Zat-ı İlahi’nin nuruna rabıta halindedir.”

Üstadımız- “-İlmi kısa zamanda elde etmek ancak rabıta ile olur” buyururlardı ve

şöyle izah ederdi. (İlim önce Feyyaz-ı mutlaktan ruha gelir. Ruhtan kalbe geçer, kafa

tercüme eder) Bir gün İman mevzu’unda da şöyle buyurmuşlardı “kalp ile olan İman,

fakirlerin İmanı ve sırla olan İman zenginlerin İmanı” derdi

R- Merkez vaizliği görevine ne zaman başladınız?

H.G.- 1957’de Diyanet işleri başkanlığında açılan vaizlik imtihanına girdim ve

muvaffak oldum. 1965 senesine kadar resmi vazife almadım.

1965 senesinde ilk defa Giresun merkez vaizliğine tayin oldum. Daha sonra sırasıyla;

Samsun, Adıyaman, Bursa, Nevşehir, Çorum’da merkez vaizliği yaptım. 1980 Yılında,

Çorum’dan başka bir ile tayinim çıkması üzerine görevimden istifa ederek, Ankara’ya

yerleştim.

Bu kısımda ise Mustafa Gökcan’ın aktardığı ve bana ait anekdotları bulacaksınız:

Bazen dükkânda otururken babam- “Oğlum benim yerim rahle başı. Bu dükkânda

oturup, ticaretle uğraşmak gücüme gidiyor. Kader beni vaaz kürsüsünden, buraya

getirdi.” Derdi.

Ankara'da yayın yapan bir FM radyosunda, düzenli olarak sohbet programı yapması

için Hüseyin ağabeye teklif götürmüştüm. Kendisi hemen cevap veremeyeceğini,

sorup izin verilirse bu programı yapabileceğini bildirmişti. Ama bu izin çıkmadı.

Sohbet program’da yapılamadı. Bu program yapılabilseydi, tüm Ankaralılar sohbetten

istifade edecekti.

Ankara’da, ramazan ayında müftülüğün gösterdiği camide vaaz verirdi. Bir ramazan

da, Keçiören- Kuşcağızda küçük bir mescit de vaaz vermeye görevlendirmişler.

Vaazını verip eve dönerken” Ben Bursa’da, yetmiş ayrı camiye dağılan megafon

sistemi ile kırk bin kişiye vaaz veriyordum. Şimdi buradaki mescitte, kırk kişiye vaaz

veriyorum. Bu hayatın iniş çıkışıdır. İnsan hayatın da bu iniş çıkışlar hep olur. Hayatta

temiz yaşayın, kirli işiniz olmasın.” Demişti.

Sarf ilminde babamın üstüne yok diyorlar. Babam çok zeki imiş. Bir gördüğünü bir

daha unutmazmış. Vaaz verirken, kuranı kerimin ilgili sahifesini açar, başka nota

gerek kalmadan saatlerce vaaz verirdi.

Babam çok kibar ve temiz birisi idi. Birde babamı tanıyan birçok kişi- “ Hüseyin

hocam beni çok sever, benimle ayrı ilgilenirdi.” Diyorlar. O kadar çok kişiye

kendisini sevdirmiş ki, onu tanıyanlar halen bu duygu ile babamı anıyorlar.

Tek başına vakıf gibiydi. Bir zarfın içine, kendisi ve arkadaşlarından topladığı parayı

koyar, bu parayı ihtiyacı olanlara, evlenecek, ev yaptıracak olanlara verirdi. Kurs

camiasında, Talebe Yurdu temel atma, açılış törenleri için çağrıldığı her yere gider,

elinden gelen katkıda bulunur, sohbet ederdi. Kendisinin, Süleyman Hilmi Tunahan

efendinin talebesi olmuş olması da, ayrı bir ağırlık katıyordu.

Her gece kalkar, gece namazını kılar, elinde kitap eksik olmaz kitap okurdu. Her

akşam meyve yerdi. Gezmeyi çok severdi. Avrupa’da, Türkî devletler de gitmediği

ülke kalmadı. Sıra Afrika ülkelerinde idi, ömrü vefa etmedi. Babaannem, gezip

görmeyi çok sevdiği için babama, Es Hüseyin lakabını takmış.

Hüseyin Gökcan ağabey, İskilip’ten komşumuz Hacı Faik Şiranlı hakkında - " Faik

Efendinin ziyaretine giden birisi, Faik Efendide velilik alameti bulunduğunu söyleyince

Faik Efendi-“ Bende bir şey yok, babamda mevcuttu." Dediğini anlatmıştı. Faik

Efendinin alçak gönüllülüğü ile kendisinde keramet gören insanların içinde bulunduğu

durumu anlamak açısından bu anekdot, ibrete şayandır.

Bana şu hatırasını anlatmıştı: "Askerde, acemi birliğinden sonra dağıtımım Ankara’ya

çıkmıştı. Ben İstanbul’u istiyordum. Hafta sonu çarşı iznine çıkınca, burada büyük bir

zat var mı? Diye düşünerek yürürken, yolumun üzerine Hacı Bayram cami başta

olmak üzere, üç ayrı zatın türbesi çıktı. O zaman düşüncemden utandım ve dedim ki:

“ Ankara’nın da sahipleri varmış. Daha sonra çarşı iznine çıkınca, buraları ziyaret

ettim."

Bir ramazan günü rahatsızlanarak, ayakta duramayacak hale geldi. Akşam olup,

vaaza gitme zamanı yaklaşınca evde bulunan damadı-“ Baba, rahatsızsın bu akşam

vaaza gitme.” Demiş. Bunun üzerine sinirlenen Hüseyin ağabey-“ Biz bu vazifeyi

yapmak için yetiştirildik. Ben öleceksem, kürsüde vaaz ederken öleyim. Bir daha bana

vaaz vermeye gitme demeyin.” Demiş. Ve hasta haliyle camisine gidip, vaazını

vermiş.

Trafik kazası –“ Hüseyin ağabey, kendisinin kullandığı arabası ile yaralamalı trafik

kazası yapmış, bu nedenle bir süre tutuklu kalmıştı. O hassas insan için, tutuklanmak

zor bir hadise olmalı idi. Tutukluluk süresinde, hapishanede bulunanlara vaaz ve

nasihatte bulunmuş, onların dertlerini dinleyerek, rehabilite etmişti.

Tutukluluk süresi sonunda, işyerine geçmiş olsuna gittiğimde, hapishane hakkındaki

kanaatini sordum.- “ İnsanların ders alması gereken yerlerden birisi. O hayatı

yaşamadan, orasının ne olduğunu anlamak zor. İnsanların bir gün bile olsa orayı

görüp, elini kolunu sallayarak serbestçe gezmesinin, şükredilmesi gereken büyük bir

nimet olduğunu bilmesi gerekiyor.” Demişti.

Düzgün ve kaliteli giyimi- Hüseyin ağabey, düzgün ve kaliteli giyinirdi. Bilhassa

gömleğine çok özen gösterir, Ankara’da terzisi de hemşerimiz Kamil Köstekçi idi.

Elbiselerini ona diktirmeye gider, oda Hüseyin ağabeyin sohbetini dinleyebilmek için,

onu dört gözle beklerdi. Hüseyin ağabey, dört dörtlük bir beyefendi idi. Büyükle

büyük olur, küçükle çocuk olurdu. Herkese kendisini sevdirirdi. Yeri gelir, oğlu

Mustafa ile kol kola dolaşırdı.

Alçak sesle yumuşak konuşması- Alçak sesle tane tane konuşurdu. Bilgili idi. Çok

kitap okur, kitap hastası idi. Gittiği her ilden el yazması kitap toplar, onları okuyup,

değerlendirirdi. Kendisine İslami bir konuda görüş sorduğunuzda, en kesin cevabı alır,

kafanızda acabanız kalmazdı. Sorunuza cevap bulmak, insana huzur verirdi.

Bir arkadaşım -“ Ailemin ortak olduğu içkili bir lokanta var. Ben bu lokantadan evime

beş kuruş sokmadım. Şimdi bu lokantanın, başkasına devredilmesi söz konusu. Devir

yapılırsa, biz buradan payımıza düşen parayı alabilir miyiz? ” diye sorduğunda,

alabilirsiniz cevabını verdi.

Ben, bir arsamı birisine satmak üzere, alıcı ile aramızda satış sözleşmesi yaparak,

sözleşme gereği alıcıdan kaparo almıştım. Arsayı almak isteyen kişi, tapuya gitmemiz

gereken gün bana telefon ederek, arsayı alamayacağını, paranın geri kalanını temin

edemediğini bildirdi. Bende tamam dedim. Daha sonra Hüseyin ağabeyi arayarak,

aldığım kaparonun helal olup olmadığını sordum. Hüseyin ağabey, aldığım kaparoyu

iade etmem gerektiğini bildirdi. Bende iade ettim.

Biraz da olsa anlatmaya çalıştığım, herkesin Hüseyin ağabeyi böyle biriydi. Onunla

birlikte olmak, insana huzur verirdi. Aydınlatıcı idi. Soruna çözüm bulucu idi. Kendisi

kırılsa da, o kimseyi kırmazdı. Bir gün nefes bitti. Hüseyin ağabeyde sevdiklerine

kavuştu. Mekânı cennet olsun. Nur ile dolsun.

Mustafa Yolcu

myolcu@ttmail.com


Paylaş | | Yorum Yaz
1412 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

İSKİLİP TAŞ MEKTEP HATIRASI - 07/08/2018
ANAP’tan, 1987-1991 tarihleri arasında Çorum Milletvekili olan Mustafa Namlı, İskilip’te bulunan taş mektep ile ilgili hatırasını anlattı.
YAVUZ ASLAN ARGUN ABİ İLE HATIRALAR - 03/08/2018
Yavuz abi Mücadele hareketinin pratisyeni idi. Sorunlara çözüm bulan, birleştirendi.
SÖĞÜT GEZİSİ - 23/07/2018
15.07. 2018 Pazar günü, hemşerim Muhittin çağıl’ın düzenlediği tur ile, Söğüt ve Bilecik’e gittik.
ÇALIŞMAYAN ORGAN YOK OLUR - 05/07/2018
Otobüs durağında beklerken, 78 yaşlarında birisi ile sohbet ettik.
ÇARIKLI ERKAN NASİHATİ - 30/05/2018
Memlekette altı adamlık bağımız vardı.
BAKİ KALAN BU KUBBEDE HOŞ BİR SADA İMİŞ - 28/05/2018
Eskiden hayat şartları daha zor, geçim sıkıntısı daha fazlaydı.
ÇANAKKALE HARBİ - 18/03/2018
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
7 DÜVELLE HARP ETMEK - 07/03/2018
Afrin’de savaşıyoruz. Suriye, Irak sınırı boyunca tertibat alıyoruz. Karşımızda tek düşman yok, yedi düvele karşı savaşıyoruz.
ÇORUMLU YEDİ SEKİZ HASAN PAŞA - 23/02/2018
Hasan Paşa 1240 (1824-1825) yılında Çorum’da doğar.
 Devamı