OSMANCIK GÜNDEM 
Hızlı, doğru ve tarafsız sadece haber...


Saat
Hava Durumu
Anlık
Yarın
7° 2°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.34665.3680
Euro6.07976.1040
Nihat KARALAR
801 NOTLARI
BİZİM ÜLKEYE NE KADAR ÇOK BENZİYOR, DEĞİL Mİ?
18/08/2014

14 Ağustos 2001 tarihinde ‘kadro partisi‘ iddiasıyla kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi‘nin (AKP) 
geldiğimiz noktada bugün bir kitle partisine dönüştüğüne tanık oluyoruz. 

Kitle partisi olmasıyla birlikte giderek otoriteleşen bir yapıya dönüştüğü de görülen AKP, liderini 864 
rakımlı tepeye çıkarmasıyla birlikte giderek daha da otoriteleşeceğinin sinyallerini vermeye başladı.

Hukuk tanımaz, kural tanımaz, kanun tanımaz ve giderek tek adam olma yolunda hızla ilerleyen 
Başbakanlığı tartışılan Erdoğan, yarattığı korku imparatorluğu ile bugün ülkenin imparatoru olduğunu, 
son seçimler sonrası tutumuyla daha da ortaya koymuştur.

12 yıldır ülkeyi yöneten bir yapının başı olan Sayın Erdoğan’ın ülkeyi tek başına yönetebilmek için, 
eline geçirdiği gücün de verdiği rahatlıkla, dün “BERABER YÜRÜDÜK BİZ BU YOLLARDA“ 
diye yola çıktığı yol arkadaşlarını siyaset dışı bırakacağının sinyallerini de verdi. 

Daha önce Hocası Erbakan’ın partisini bölerek, ayrı bir parti kuran Erdoğan, bir süre sonra Milli Görüş Gömleği’ni çıkarmıştı. 

Bugün ise kendisiyle birlikte yola çıkan başta Abdulluh Gül olmak üzere bir çok arkadaşının 
 üzerindeki AKP gömleğini çıkartarak, siyasetin dışına itme manevrasına başladı.

Her ne kadar, bugün medya AKP’deki bu derin krizi görmemezlikten gelse de yaşananlar, tıpkı 
 güneşin balçıkla sıvanamayacağı gibi, gizlenemez/gizlenemiyor..

Medya neden sessiz?

Nasıl sessiz olmasınlar, O’nun sayesinde ayaktalar.(!)

O’ndan aldığı destekle medya sektörünün yüzde 90’ı ellerinde, geriye kalanların da çanağına ot 
tıkanması için ellerinden geleni fütursuzca yapmaktan geri kalmıyorlar.

Ne demişler; VEREN EL EMİR DE VERİR ya da ALAN EL, EMİR DE ALIR.. 

Şimdi birileri çıkıp, bir siyasi partinin iç işlerine karışma ve yaşananları eleştiri hakkını nereden 
buluyorsunuz? diye tepki gösterebilirler.. 

Ama bunu söyleyenler, muhalefet partileri CHP ve MHP’yi karıştırmak için günlerdir yapılan 

yayınları görmezden gelebilirler. Hatta bu yayınlarda duydukları asıllı-asılsız söylemleri, 
istedikleri gibi seslendirmekten de geri kalmazlar..

Adına da “demokratik eleştiri hakkı“nı kullanma derler. 

Nedense, bu hak; söz konusu iktidar partisi olunca, kuzuların sessizliğine dönüşmektedir. (!)

Çünkü, o iktidar partisi? 

Bizim ülkede muhalefet partilerini yerden yere vurma serbes, iktidara gelince cısss.. 

Hakkını yemeyelim, objektif gazetecilik yapanların başına neler geldiği çok biliniyor.

İşine son verilen Radikal Gazetesi muhabiri ile yazısı sansürlenen Hürriyet Gazetesi Yazarı Yılmaz 

Özdil’in başına gelenler en açık örnekleridir.

(Daha önce, yaşananları da gözönünüze getirirseniz, 28 Ağustos sonrası medyayı nelerin 

beklediğini çok iyi görebilirsiniz.)

Neyse konuyu daha fazla uzatmadan, bizim ülkeye benzeyen bir başka ülkenin fotoğrafına bakmaya 

çalışalım..

***

Dünya coğrafyasının bilmem hangi kıtasında olduğunu çoğumuzun bile tam olarak bilmediği 

bir ülkenin birinde yöneticiler, her gün üç posta televizyonlara çıkıp, ‘demokrasinin çok güzel 

bir rejim’ olduğu üzerine nutuk atıp, “demokrasi şöyle güzel, demokrasi böyle güzel” deyip 

duruyorlarmış.

Yalnız bu yöneticilerin bir kusuru varmış.

Hoş, o kadar kusur kadı kızında da olurmuş!

Neymiş, o ülkenin yöneticilerinin kusuru derseniz;

Dışarıdan bakınca tek parti yönetimi gibi görülürken, dikkatli bakıldığında parçalı-bulutlu olduğu 

hemencecik dikkat çekiyormuş.

Hal böyle olunca; zaman zaman birinin ak dediğine, diğeri kara, diğerinin ‘Avrupa Birliği’ dediğine, 

bir diğeri ‘İslam Ülkelerinin Birliği’ diyormuş.

Anlayacağınız; hiç bir konuda aralarında fikir birliği yokmuş. 

Bir de üstüne üstlük; toplumun bir çok kurum ve kuruluşu ile de kavga etmekten kendilerini 

alamıyorlarmış.

İçlerinden bazıları bir gün muhafazakârız derken, bir başka gün milliyetçilere göz kırpıyor, bazen de 

‘biz gömleğimizi çıkardık’ diye ortalıkta fink atıyormuş. 

Ama gel ki; hepsinin başındaki kendince başkomutan edasıyla, sağa sola emirler yağdıranı ise, birgün 

kameraların karşısına çıkarak ‘en sosyal demokrat parti biziz’ deyivermiş...

Bu sözleri duyan ülke halkı, birbirine bakıp; ‘acaba biz yanlış mı duyuyoruz’ demeye başlamışlar. 

Sonunda anlamışlar ki, söylenenler harfi harfine duydukları gibiymiş.

(Bu arada küçük dilini yutanlar da olduğu, yutmayanların da söylenenlere gülüp geçtiği 

söyleniyor.) 

Aslında söylenenler, o ülke halkı için ne ilk, ne de son olacaktır. Çünkü yıllardır bu tür konuşmaları 

sık sık dinlemek zorunda kalmıştır. 

Ve o günden sonra da şimdiki liderleri sık sık ekranlara çıkıp her konuda nutuk çekmeye başlamış...

TV’lerinin başında kuzu kuzu pardon, pür dikkat demokrasi nutkunu dinleyen ülke halkı, bu sözler 

karşısında bir süre birbirlerine bakacak olmuş, böyle bir olanakları olmadığı için, ancak aile bireyleri 

birbirleriyle bakışıp, başbakanlarının ne demek istediğini çözmeye çalışmışlar, ama nafile. 

Aslında liderleri, bunu sık sık yaparmış da, o güne kadar hiç kimse pek dikkate almamış.

Daha doğrusu farkına varamamışlar, ne olduysa, o günden sonra olmuş.

Bu günlerce hatta aylarca, sürüp gitmiş...

Ve o günden sonra başbakan konuşmuş, halk dinlemiş; halk dinledikçe de o konuşmuş. 

Bakmış ülke halkı, kendini kuzu kuzu pardon! pür dikkat dinliyor, işi daha ileri götürerek ayda bir 

yayımlanacak ‘Milletimize Seslenişim’ adlı bir program hazırlatarak, icraatlarını anlatmaya başlamış.

***

Ve o gün bugündür, ‘seçim günü’nü bekleyen ülke halkı, “Yöneticiler yıllarca bizi demokrasi 

masalıyla uyuttular, hele şu sandık bir kurulsun, o zaman biz de onlara ne masallar anlatacağız’

diye konuşuyorlarmış. (Ama nedense, kurulan sandıkta yine oylarını başbakanın partisine vermişler. 

Acaba, gazozlarına her seferinde birileri ilaç mı katıyor, çözemedim bir türlü..)

Duyduğumuza göre; öyle güzel masal örnekleri yaratmışlar ki; yıllardır kendilerini ‘demokrasi 

nutukları’ ile uyutan yöneticilerine çok güzel bir ders vereceklermiş.

Her ne kadar o ülkenin halkı öyle dese de ben yine bu sözlerini yerine getireceklerine inanmıyorum. 

Çünkü, öyle olsaydı, yıllarca enselerinde boza bişirenlere iktidar koltuklarını törenle sunarlar mıydı.

Yine de belki bu kez akıllanmışlardır deyip, o günü dört gözle bekleyeceğim. 

Aslında o ülkenin başına gelenleri öğrendikçe, insanın “aa, bizim ülkeye ne kadar da çok benziyor”

diyesi geliyor.

“Yok yok olamaz” deyip, vazgeçiyorum. Ama içimde yine de bir kuşku var: 

Evet, evet tıp kı bizim ülke gibi.. 

-Yok yok, değil.. 

-Olamaz..

Ne dersiniz, benzemiyor mu! (?)

***

BİR ANEKDOT:

LİDER OLMANIN 

DOKUZ KURALI:

*Lider olduktan sonra kesinlilikle okumamak ve danışmamaktır.

*Çevrenizdekileri seçerken, liyakat yerine sadakata, güçlülük yerine tabansızlığa, ilkelilik yerine 

fırsatçılığa önem vermektir.

*/Olanaklı olduğu ölçüde geniş kaynak denetlemek ve denetlediğiniz kaynakları kendinize, 

ailenize ve çevrenize aktarmaktır.

*Korkuyu ve umudu, cezayı ve ödülü aynı anda kullanmaktır.

*Fırsatları anında değerlendirmektir.

*Farklı durumlarda farklı yüzler takınmak, yani ikiyüzlü olmak ve çok iyi rol yapabilmektir.

*Liderliğinizi korumak için düşmanlarınızı kullanmak, düşmanınız yoksa yaratmaktır.

*Gerçeğe uygun olmayan iddialarda bulunmaktan çekinmemek.

*Başta kendiniz olmak üzere kimseye güvenmemektir.

(Prof. Dr. Emre KONGAR (Ben Müsteşarken)

***

BİR MERAK:SİZ

DIŞARIDA KAÇ KİŞİSİNİZ?

Akıllının biri, bir akıl hastanesinin duvarından kendine bakan delinin yanına gider ve sorar:

‘Siz içerde kaç kişisiniz?’

O da şöyle yanıt verir:

‘Siz dışarıda kaç kişisiniz?’

BİR SÖZ: “Fukaranın yüzü bir soğuk göldür Soyunup da ona kimse dalmıyor” 

(Pir Sultan Abdal)

***

GÜNÜN SORUSU:BAŞBAKAN 

DAVUTOĞLU MU OLMALI?

 “Deneyimli bir diplomatın sözleri ile ‘Saflık, romantizm, bilgisizlik, danışmama ve katiyen ders 

almamak’ Davutoğlu’nun temel özellikleridir.” “Davutoğlu, Türkiye için, katıksız bir felakettir.”

“Tahminim Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Türkiye’nin en kötü dışişleri bakanı olarak tarihe 

geçeceğidir.”

Sizce, bu sözleri aşağıdaki isimlerden kim söylemiş olabilir?

a)Hasan Cemal b)Metin Münir c)Oktay Vural d)Muharrem İnce e)Namık Durukan.

***


Paylaş | | Yorum Yaz
1064 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

VE ‘KARA PROPAGANDA’ FİLMİ YENİDEN VİZYONA MI GİRİYOR? - 15/05/2015
‘Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu Birinciliği beyaza verdiler’
VE DANANIN KUYRUĞUNUN KOPMASINA 41 GÜN KALDI! - 28/04/2015
GÜNÜN SÖZÜ: KULAKLARA KÜPE!
SARI ÖKÜZ’Ü VERMEK YA DA VERMEMEK! - 21/04/2015
7 Haziran Genel Seçimleri için geri sayım başladı.
NE O.. AT İZİ, İT İZİNE Mİ KARIŞIYOR? - 05/04/2015
Türkiye hala, geçen hafta başında meydana gelen iki olayın şokunu atlatmış değil.
TÜNELİN ÇIKIŞINDAKİ IŞIĞI GÖREBİLMEK! - 01/03/2015
ZAMAN su gibi geçip gidiyor..
‘İDAM CEZASI’ VE YANGINA KÖRÜKLE GİTMEK! - 19/02/2015
Mersin’de 20 yaşındaki Özgecan Aslan’ın vahşi cinayete kurban gitmesi, hepimizi derinden yaraladı.
KOMŞUDA PİŞER BİZE DE DÜŞER Mİ! - 04/02/2015
Yunanistan Radikal Sol Koalisyonu’nun (SYRIZA) seçim zaferi, başta Avrupa olmak üzere tüm dünya solunda yeni bir umut ve yeni bir heyecan yarattı.
HER YENİ YIL BERABERİNDE YENİ UMUTLAR GETİRİR (Mİ)? - 30/12/2014
HANİ ESKİ YILI UĞURLARKEN, yenisine dair beklentileri yazmak adettendir ya, biz de öyle yapmaya çalışacağız.
BİZDEN DUYMUŞ OLMAYIN.. 2015 YILI ÇOK ZOR GEÇECEKMİŞ! - 22/12/2014
Genellikle yeni yıla girerken, içimiz yepyeni bir umutla dolar ve geleceğe yönelik çok güzel düşler kurmaya çalışırız.
 Devamı