OSMANCIK GÜNDEM 
Hızlı, doğru ve tarafsız  haber...


İYİ PARTİ OSMANCIK BELEDİYE BAŞKAN ADAYI
AK PARTİ OSMANCIK BELEDİYE BAŞKAN ADAYI
MHP OSMANCIK BELEDİYE BAŞKAN ADAYI
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.46045.4823
Euro6.19916.2239
Furkan ÖKSÜZ
GENÇ BAKIŞ
USTA DİLİNDEN MEVLANA...
28/04/2013

          Bundan yaklaşık iki ay önce, Kanaltürk televizyonunda yayınlanan Tarihin Arka Odası programında dinlediğim ve o an beni derinden etkileyen, Mevlana ile ilgili bir ses kaydının tam metnini uzun uğraşlar sonunda çıkarttım ve sizlere sunmaya karar verdim. Geçtiğimiz yüzyılın büyük alimlerinden kabul edilen Abdûlbaki Gölpınarlı hocaya ait bu ses kaydı, 1973 yılında bir “Şeb-i Aruz” töreninde kaydedilmiş. Doğaçlama olarak, harika Türkçe’si ve akıcı diliyle Mevlana’yı anlatan Abdûlbaki hoca bu ses kaydında da ne kadar büyük bir alim ve ne kadar usta bir öğretici olduğunu gösteriyor bizlere. Gerek benzetmeleri, gerek samimi dili, gerekse uzunluğuna rağmen bir an dahi duraksamadan Mevlana’yı harika bir şekilde anlatan Abdûlbaki hocanın ustalığını hadi şimdi arayıp bulsanıza...


              Abdûlbaki Gölpınarlı hocayı rahmet ve minnetle anıyor ve o harika konuşmanın tümünü kağıda döktüğüm metni sizlerle paylaşıyorum...


         “Bir kasırga gibi esip geçen, bir ırmak gibi akıp giden zamana, bir deniz gibi her an dalgalanan, batan dalgası hiçbir vakit yenilenmeyen, dalgasının aynı olmayan bir ummana hükmetmek, yüzyıllar boyunca unutulmamak, yüzyıllar öncesi-yüzyıllar sonrasına hükmetmek, zamanı pençesinde kavramak; mekanı mekansızlık haline getirip, her yere sızmak, yayılmak, her yücelen başı dehası önünde yere eğdirmek, unutulmamayı sağlamak kolay bir iş değil. Bu ancak benliği, bencilliği geçmekle, ancak kendini insanlığa vermekle mümkün.
“Öyle bir aşık gerek ki bana…” diyordu Mevlana; bir kımıldadı mı, bir kalktı mı her yanından ateşlerle dopdolu kıyametler koparsın. “Bir gönül istiyoruz ki…” diyordu Mevlana; cehennem gibi olsun, cehennemi bile yakıp yandırsın. Denizin dalgasından kaçmasın! Yaksın, tutuştursun yüzlerce denizi bile... Gökleri bir mendil gibi dürsün avucunda, zevalsiz ışığı bir kandil gibi asakoysun gökkubbeye. Bir timsal gönlüyle, aslan gibi savaşa girişsin, kendinden başka kimseyi komasın, sonra kendisiyle de savaşa girsin. Göğün yedi yüz perdesini ışığıyla yırtsın ve arştan aferin sesleri gelsin ona. Denizden nice mercanlar inciler saçsın yeryüzünün eteğine...


          1273 yılı aralık ayının 17. pazar günü Mevlana, gün kavuşurken fani yaşayışına göz yummuş, ebedilik alemine doğmuştur. Ve insanlık onun istediği insanlık olunca da, ebedilik tacını başına konduracaktır Mevlana. Ebediliğe doğuşunun 702. yılı bitiyor; 703. yılına giriyoruz. Fakat hala yaşıyor Mevlana. O gün Mevlana’nın tabutu başlar üstündeydi, elden ele, insandan insana yürüyordu, kendi kendine gidiyordu Mevlana. Halk tabuta bir kerecik dokunabilmek için birbirini itiyordu, yarışıyordu adeta... Herkes baş açık, yalın ayaktı. Herkesin gözü yaşlı idi, gönlü yaralı. Her milletten, her dinden bütün insanlık ayaktaydı o gün. Museviler, Hıristiyanlar bir aralık men edilmek istendi; feryat ettiler, “O bizim Musa’mızdı, O bizim İsa’mız... Güneş her yanı ışıtır, bir yeri değil ki.” dediler. Bir keşiş gözyaşlarını cübbesinin yeliyle silerek, hıçkırıklarını boğdu ve bağırdı: “O ekmekti, ekmekten kaçan aç var mı hiç?”


               O gün Mevlana gün batarken toprağa verildi... Fakat o batmayan, batmayacak olan güneş, insanlığın gönlüne, insani irfan alemine doğuyordu... Zati bu demişti ki, “Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde arama! Ariflerin gönüllerindedir bizim mezarımız...”


            Kur’an-ı Kerim’i her yönüyle kavrayan, bu bakımdan da mesnevisi adeta bir tefsir mahiyetini taşıyan, bütün İslami bilgileri bilen, her birinde üstat tanınan, olgunluk derecesine erişmiş bulunan, bunlardan başka zamanlardaki ve eski çağlardaki bilgileri, Hint, İran ve Yunan felsefesini, onları eleştirecek kadar bilen Mevlana, tasavvufa yepyeni ve insani bir veçh’e vermişti. Onu mistik bir sûfi, mistik bir şair sananlar tamamiyle aldanırlar. O, felsefeyi ancak bir oyalanma telakki eder. Mesnevisindeki şu hikaye felsefeye bakışını ne güzel belirtir...


          Çölde giden bir arap, devesine iki hurç yüklemiştir. Birinde buğday vardır öbüründe taş. Dengeyi böyle tutturabilmiştir ancak. Yolda bir filozofa rastlar. Baş açık, yalın ayak yol alan filozof, bedeviye sorar; “Çuvallarında ne var?” Bedevi “ Birinde buğday, ötekinde taş.” der. Filozof “Buğdayı hurçlara yarı yarıya koysaydın...” der, “hem devenin yükü hafiflerdi, hem daha da iyi giderdi.” Bunu akıl edememiş olan bedevi filozofa sorar “Sen padişah mısın, yoksa vezir mi? Ne kadar malın mülkün var?” Filozof “Görüyorsun ya...” der “çırçıplak bir adamım, ne malım var ne mülküm.” Bunu duyan bedevi biraz düşünür ve sonra “Sana yaramayan akıl...” der “bana hiç yaramaz. Koy ben gene hurcuma buğday, öbürüne taş yükleyeyim.” devesini haydar ve yoluna devam eder.


              Görülüyor ki Mevlana’ya göre bilgi, düşünce, insana, insanlığa faydalı oldukça iyidir. Fayda elde edilemedikçe insana varlık veren bir yüktür ancak.
             

              O zamanın büyük tanınanlarına ne bir kaside yazmış şairdir, ne bir övgü düzmüş nesifci... O coşkun şiiriyle, o tertemiz diliyle hürriyyeti över Mevlana. Padişahları, büyükleri, halkın sırtına yük olan bir tabut ve ölü sayar. Der ki; “Ayran kasem önümde oldukça, vallahi kimsenin balını düşünmem bile...azıksızlık ölümle kulağımı bursa bile hürriyyeti kulluğa satmam!” der. Her sözü şiir olan, her hali sözüne uyan, her sözüyle her haliyle insan birliğini öven, dileyen Mevlana bitmez ki. Onun diliyle söyleyelim ve artık dinleyin: Dinle şu ney nasıl şikayet etmede, ayrılıkları nasıl anlatmada...”
 
furkanoksuz19@hotmail.com



Paylaş | | Yorum Yaz
2550 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NUŞİREVAN ADALETİ - 15/04/2017
Adaletiyle şöhret bulmuş ve tarihe adil hükümdar olarak adı geçmiş, İran şahı Nuşirevan, tahta çıktığı ilk yıllarda halkına karşı son derece zalimane bir tutum içerisindeymiş.
ERMENİ’Yİ DÖVDÜRTMEYECEKTİK! - 12/01/2017
Bir Türk, bir Kürt, bir de Ermeni, yine bir Türk’e ait olan meyve bahçesinin yanından geçerlerken, erik ağaçlarında sallanan eriklere gözleri takılmış.
NASIL BU HALE GELDİK? - 30/08/2015
Üzülerek söylüyorum ki, Cumhuriyet tarihi boyunca belki de cumhuriyetin ve özgürlüklerin bu denli ayaklar altına alındığı ve hiçe sayıldığı bir Zafer Bayramı kutlamamıştır.
SEÇ, BEĞEN, ÖL! - 21/10/2014
Ben nasıl öleceğim acaba?
BECEREBİLİRSENİZ AĞLARSINIZ... - 17/08/2014
Her şey yavaş yavaş başlar yalnızlığa doğru giden yolda...
ATATÜRK’ÜN MİRASI - 18/07/2014
Hiç şüphesiz ve tartışmasız, yüce Türk milletinin dahi kurtarıcısı Mustafa Kemal Atatürk’ün fikirleri, yaptıkları ve bizlere öğütleri sadece bulunduğu zamanı değil tüm zamanları kapsamaktadır.
BÖYLE GECENİN HAYR UMULUR MU SEHERİNDE? - 16/05/2014
Ulusumuz tek bir yürek olmuş aynı acıya ağlarken aslında söylenecek ve yazacak pek bir şey kalmıyor insana.
TANZANYANIN YOLLARI - 21/03/2014
Öyle bir etkinlik planlayın ki; bu etkinliğe tam 140 ülke kendi milletinden öğrenci göndersin.
OTOYOLU KAPİTALİZM DEMİRYOLU SOSYALİZM - 07/02/2014
Türkiye’nin son 9 yılda yabancı ülkelere bayıldığı petrol tutarı: 55 Milyar Dolar.
 Devamı